21 Ocak 2008 Pazartesi

Sene Sonu '07

video

Kurgu/duzenleme: mustafarendekar
Goruntu Isleme/yazilim destek: saygin (ferit)
Kameraman ve narrator: saygin ferit
Oyuncular(alfabetik): alper-caglar-mustafa-odysseus I-saygin-serkan-umut-yalin
muzik: Jethro Tull, Queen, Ruhi Su

Sponsor (kamera+dvd): elif-alper

== APAZLAMA FILM 2008 ==

7 Ocak 2008 Pazartesi

3. Sene Sonu Seyri (Holy Moses!)

Sene sonu seyirlerinin ucuncusu nu de gerceklestirebildik gecen ay. Yelken performansi acisindan olmasa da, renklilik ve muhabbet acisindan doyurucu oldugunu soyleyebilirim. Teknemiz, MTM yatciliktan kiraladigimiz Bavaria 49 "Odysseus I" idi. Teknenin gercek sahibi Cekoslovak bir arkadas, kendisinin bu tekneyle henuz dunya turunu tamamlamis oldugunu tekne bilgilendirmesi sirasinda ogrendik. Orjinal ekip 9 kisiden olusmaktaysa da, iki arkadasimizin son dakika mesguliyetleri sebebiyle etkinlige katilamamasi bizi uzdu. Bu uzuntu icinde, bir yandan da iki gun once birer gunluk ucak seyahatlarindan donen Caglar ve bendenizin, sabah 4:30 da indikleri Gocekte yollarini kaybedip tarlalarda camurlara batmasi da ekibe daha bir huzun verdi. Neyse ki zuladaki "Grand Marnier" kanyagi imdada yetisti ve bu buhran kolayca atlatildi. Ekibin geri kalaniyla Gocek "Sariyer Borekcisi"nde bulusuldu, kahvalti yapildi ve tekne teslim alindi.

Asagida 49 feetlik koca Odysseus (numara 1) fırışka rüzgarla hafif hafif seyretmekte. Seyir boyunca kendisini şöyle iyiden iyiye bayıltacak bir ruzgar olmadı ne yazık ki.





Burada da ilk akşam biz Soguksu Koyuna motor basmakta ve güneş de batmakta iken dümen başındaki durumu görüyoruz. Dümende Pistovzade Alper olmak üzere soldan sağa Umut, Serkan ve Saygın olarak dizilinmiştir.

Teknenin buyuklugu goren herkesi etkiliyor ister istemez. 49 feet, ya da 15.6 m uzunlugunda Odysseus I. Odysseus I ile ilk saatlerde, Gocek adasina varmadan hafif bir ruzgar (2 kuvvet gibi) yakalandi. Guneyli olan bu ruzgarla orsada 3-4 knot gibi bir hizla gun batmadan Dokukbasini donup Soguksu koyuna siginiriz dedik ve rotamizi burna verip muhabbete daldik, bir yandan da dumen elden ele geciyor, yelken trimi, cenova arabasinin yeri gibi konularda muhabbet yer yer koyulasiyor, fakat ekip hemen isi dalgaya vurup muhabbeti baska seylerle seyreltiyordu. Tam bu sirada, marinada tanistigimiz MTM den baska bir ekip, aksamustu seyirlerine bugun bizi gecmeyi amac edinmis olacaklar ki, guzel yaris armali tekneleriyle bizi gecip, geri donup sonra tekrar gectiler… Biz de kevlar yelkenlerin performansini uzulerek de olsa gormus olduk. Saatler ilerledikce gun batmadan Soguksu’ya varamiyacagimiz anlasildi ve motoru da baslatıp yola devam ettik. Soguksu’ya varinca koyun bati yakasina koltuk vermek istedikse de, yamaclardan inen ruzgar tekneyi bizim baglamayi dusundugumuz bicimde rahat birakmayacagindan bu fikirden vazgectik. Yakindaki Gemiler Adasi’nin kuzeyine, hemen antik kentin girisindeki sahildeki kayalara koltuk alip rahat bir gece gecirdik. Uzun gecede muhabbet guzel ve hafif tutuldu, biraz da erken yatildi hatirladigim kadariyla. Gece boyunca arada kalkip tekneyi control ettik zira ruzgar bir ara kuvvetlendi. Lakin sabaha yine birsey kalmadi ve biz de sabahi Gemiler adasini gezme, yuzme ve balik tutmak gibi etkinliklere ayirdik. Bu seyirde balik tutamadik, ama bir kacan balik buyuk olur hikayesi vardir ki, burada ben anlatmayacagim Alper ya da Yalin daha iyi anlatir.



Akşam havuzlukta kurulan sofrada başlayan muhabbet rüzgarın artması ve sıcaklığın düşmesi ile içeri taşındı ama hızından bir şey kaybetmedi. Alper Kaptan arada Türkler ve Deniz isimli kitaptan tebliğler okurken, "Kutsal Musa" Saygın elinde bir kadeh vokta olduğu halde Gemiler adasını gece baskınıyla ele geçirme planları yapmaktaydı. Geçirdi de netekim, ta ki gaipten (Mustafa) gelen bir LAYN ünlemesi geceyi yarıncaya kadar.



Ve sabah olduğunda gece iki saatte bir bizi yatağımızdan kaldırıp tekneyi kontrol etmeye zorlayan rüzgar kalmış, koca Odysseus masmavi bir gökyüzü altında ve berrak suların üzerinde sabah uykusunu çekmekteydi. Biz de Rendekar ve Saygın kardeşlerimizle adayı gezdik. Teknede kalanlar da insafsız balıkları misafirimiz olmaya ikna etmekle uğraşmaktaydı ama nafile yere... pek talihimiz yoktu (2 kefal ve bir izmarit disinda) balıktan yana. Onlar da denize tekrar salindilar.



Oglen yemeginden sonra bir ara esmeye karar veren hafif rüzgarla önce geniş apaz sonra pupa derken, ayıbacağı bile gittik bir süre.



Aklimizda Gocek korfezinde her zaman daha fazla ruzgar olur donesi, bogazi gectik, fakat hava iyice kaldi korfezin icinde. Belki guneyli havalara korfez daha kapali. Biz de o aksamustu Gobun’e yanasip iskeleye koltuk verdik. Bize iskelede yardimci olan beyefendinin bir sonraki sabah bayram namazina beraber gitme teklifini kibarca reddettikten sonra, ekibin bir kismi kiyida kisa bir yuruyuse cikti, kalani da balik tutmaya calisti. O gece, daha derin mevzulara, Turkiye’nin guncel problemlerine ayrildi. Gobun koyu cok guzel bir koy, ama hakim ruzgarlar cevredeki cop/bitki artiklarini bu koya yigmis.

Senede bir kere gozlemlenebilen ve Aralik ayinin son ve yine yilin en uzun gecelerine tekabul eden "Yalin'in raki icmesi" de tekne murettebatini her sene oldugu gibi heyecanlandirdi. Mitolojik gecmisi olan bu doga olayinin gerceklesmesi sene sonu seyri katilimcilarinda 2008 yilinin denizilik acisindan daha bereketli gececeginin bir gostergesi olarak kabul gormektedir. Ritueli olan o gece butun ekip raki icer ve gelecek sene icin adaklar adanir. Hatta tekne satin alma planlari bile o gece yapilir. Yani o gecenin kutsal bir onemi verdir.

Ertesi sabah Göbün'den çıkıp bir önceki gün körfeze girdiğimiz boğazdan gerisin geri Turunçpınarına doğru motor bastık. Körfezin dışına çıkınca rüzgar bu sefer kuzeyden ama yine fırışka esmeye başladı. Böylece bir süre apaz seyrinde yol aldıktan sonra hava bekleneni yaptı ve gene kaldı.

Asagidaki resimde de Turunçpınarı'nda bizim Odysseus I demirine yaslanmış keyfini çatarken görülmekte.



Oglenleyin burada takildik, denize girdik vs, ve aksamustu Gocek’e dogru pruvamizi cevirdik, yani geri donus basladi. Yalniz, marinaya erkenden girmektense neden bir denize adam dustu calismasi yapmayalim dedik ve Kizil Ada aciklarinda denize birimizi (saygin) ativerdik. Daha dogrusu Saygin zaten gonulluydu bu ise. Denize adam dusmesinden cok kisa bir sure sonra “adam” denizden toplandi ve ekip bu testten de basariyla gecmis oldu.

Altyapiya onem veren bir yelken camiyasi olarak aramiza bu sene katilan ve otoriteler tarafindan gelecegi parlak olarak gorulen Umut arkadasimiz icin de bu seyir yelkenci kaslarini daha bir gelistirme firsati buldugu bir seyir olarak not edildi.

2007 Sene Sonu Seyri fotolarına buradan ulaşabilirsiniz.

Resat Ekrem Kocu dan bir alinti...
MAYMUNLARIN IDAMI

Eski yelken ve kurek devri gemiciliginde, her gemide birkac tane talimli maymun bulunurdu. Bunlar acik denizde gemilerin direklerinin ta tepesine tirmanarak korsan gozculugu yaparlardi, gayet keskin olan gozleriyle ufukta bir gemi gordukleri zaman bagirarak haber verirler, gemiciler de bir korsan cengine hazir bulunurlardi. Istanbul’da yelken, halat, makara kurek, zift, varil, lenger, hulasa butun gemi techizat ve levaziminin satildigi yer, Galata’da iki koprubasi arasindaki sahaydi. Burada, Sokullu Mehmet Pasa Camii (Azapkapisi) civarinda da bir sira maymuncu dukkani vardi, tersane gemileri ve sair tuccar gemileri icin maymunlar burada satilirdi. III. Murad’in hocasi Abdulkerim efendi gayet mutaassib, asabi, her aklina geleni yapan, padisah uzerindeki nufuzune dayanarak hic kimseden korkmayan bir adamdi. Bir gun hocaefendi bir kitapta “maymun fuhsa alet olur’ diye bir bend okumus, asabiyetinden ates kesilmisti, hemen arkasina binlerce adam toplayarak Azapkapisi carsisina gitmis, maymuncu dukkanlarini basmis, ne kadar maymun varsa yakalatip bicare hayvanlari oradaki agaclara astirarak idam ettirmisti. Halk da pek hakli olarak bu mutaassip hocaya “maymunkes” lakabini takmisti.

Mustafa & Caglar