17 Mayıs 2009 Pazar

ilk mavi yolculuk

haluk şahin'in 10.05.2009 tarihli ilk mavi yolculuk yazısını aynen aşağı aktarıyorum:
Dün havada yaz kokusu vardı. Mavi yolculuk mevsimi de başlıyor demektir.
Şimdilerde mavi yolculuk denince akla, turizm şirketlerince düzenlenen ve Akdeniz’in kimi koylarına uğrayarak yapılan, günübirlikten bir haftalığa tekne gezileri geliyor.
Katılanların çoğunun bu yolculuğun kökenleri ve özgün misyonundan habersiz olduğuna şüphem yok.
Ne Halikarnas Balıkçısı’nın adını duymuşlardır ne de Sabahattin Eyüboğlu’nun. ‘Mavi’ sıfatı onlar için Anadolu sözcüğünün önünden çok, giydikleri ‘jeans’in önünde anlam ifade etmektedir.
Oysa, şu günlerde yürekleri kıpır kıpır olan gerçek Ege ve Akdeniz tutkunlarının yaşamında mavi yolculukların çok özel bir yeri vardır. Ve tabii, unutulmaz anıları... Mavi yolculuğa erken çıkmakla övünür artık yaşlanmakta olan böyleleri. Hele asıl mavi yolcularla, yani Balıkçı, Eyüboğlu kardeşler, Azra Erhat gibileriyle birlikte Gökova Körfezi’ne açılmış olanların kendilerini hacı gibi ayrıcalıklı gördüklerini hemen hissedersiniz.
Hayır, ben Zeus’un o şanslı kullarından biri değilim, onlarla dolaşamadım o koyları, ama tamamen bahtsız olduğumu da iddia edemem. Çünkü ilk mavi yolculuğumu 1966 yazında onların da kullandığı Hürriyet ve İstiklal tekneleriyle yaptım. Kaptanımız Ali Fuat reisle yol boyu onların kulaklarını çınlattık, Ruhi Su’nun türkülerini söyledik ve Anadolu uygarlığının derinliklerine dalışlar yaptık.
Evet, Ege’de gezmek kadar geçmişe mavi dalışlardı bu yolculuklar.
Peki, acaba ilk mavi yolculuk ne zaman yapılmıştı?
Naviga Tekne Yelken ve Deniz Kültürü Dergisi’nin son sayısında Haldun Sevel’in ‘Rüzgâr Baba’nın Kaleminden’ köşesindeki yazısını okuyuncaya kadar ben bu soruya 1950’lerin ikinci yarısında yanıtını verirdim herhalde.
Meğer öyle değilmiş. Meğer çok daha eskiye gidiyormuş mavi yolculuğun kökenleri. Ta 1945 yılına:
Sevel’den öğrendiklerim:
1945 yılının ilkbahar günlerinde Milli Eğitim Bakanlığı Dünya Klasikleri dizisi Tercüme Bölümü Müdürü Sabahattin Eyüboğlu’na bir mektup gelir... Mektup, hâlâ bir sürgün yeri olduğundan yolu olmayan, Kuşadası’ndan ya da Muğla Merkez’den ancak at veya eşek sırtında gidilebilen Bodrum’dan gelmiştir... Bir davettir bu tarihi mektup... Mavi yolculuğa davet.
Halikarnas Balıkçısı dostlarını ‘güzelliğin ne olduğunu iyice görmek için’ Bodrum’a çağırmaktadır.
Tamam da oraya nasıl gidilecek?
Onun çaresini de Balıkçı bulur. Süngerci ve ahtapot avcısı can dostu Paluko ile birlikte bir tekne ayarlayıp İzmir’e gelirler. İlk mavi yolcuları oradan toplarlar.
İlk mavi yolculuk ekibi şöyledir: Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Erol Güney, Fuad Ömer Keskinoğlu, Güney’in bacanağı Benya ve Necati Cumalı.
Ve tabii başlarında, Ege hakkında ‘her şeyi bilen adam’ Cevat Şakir yani Halikarnas Balıkçısı...
1945 yılında başlayan bu keşif gezisi zamanla bir ritüele dönüşür, o dar çevreyi aşıp diğer kesimlere açılır. Türk aydınlarını deniz kültürüyle tanıştırır. Onları Anadolu’nun geçmişi hakkında düşünmeye yönlendirir...
Bu bir süre böyle gider...
Ve derken, turizm patlar ve her şey gibi mavi yolculuk da kitleleşir.
Artık fevkalade pahalı, ama kültürel içeriği boşaltılmış bir tekne gezisidir o çoğunlukla.
Üstelik, onların 60, benimse 40 yıl önce dolaştığım o bakir koyların çoğu binalarla dolmuştur şimdi,
o saydam suların yerinde çamur vardır kimi yerlerde, o derin sessizliğin yerini çirkin gürültüler almıştır...
Ve bu süreç devam etmektedir.
Bir 40 yıl daha geçse, hâlâ mavi yolculuk devam eder mi dersiniz? Ve cevabınız olumsuzsa, bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?

22 Nisan 2009 Çarşamba

Türkiye'de solo yat yarışı

Vendeé Globe gibi solo yat yarışlarını ağzımın suyu akarak izlerken Türkiye'de ilk defa yapılacak olan bir solo yarışın ilanını gördüm. Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü tarafından düzenlenmiş, Denizbank-TAYK Solo Yat Yarışı olarak isimlendirilmiş. İlk yarış Nisan 2009'da iki kişilik ekipler halinde yapılmış anladığım kadarıyla. Sanırım bu bir deneme niteligi taşıyor. Tek kişilik ekipler halinde yapılacak yarış ise Ekim 2009'da. Tekne boyu ile ilgili bir sınırlama yok, IRC handikap sistemi uygulanıyor denmiş. İlk yarışın Fenerbahçe-Heybeliada-Fenerbahçe gibi 20-25 millik bir rotası var, günübirlik yani.

Bu tarz yarışların ileride mesafe ve çeşitlilik olarak artmasını dilerim. Bir koy içerisinde şamandıralar arasında bağıra çağıra yapılan kalabalık ekipli yarışlara göre daha denizci bir niteliği olduğunu düşünüyorum. Belki günün birinde yarışmak da nasip olur.

2 Şubat 2009 Pazartesi

Vendée Globe

Eveeet, 2008-2009 Vendée Globe yarışması da 84 günün ardından birincisini ilan etti. http://www.vendeeglobe.org/en. Teknik arıza nedeniyle yarışa iki gün geç başlayan Fransız Michel Desjoyeaux açık ara birinci bitirdi. 80 günde devrialem oldu bir nevi. Yarışın başından beri bişeyler yazayım istiyorum anca kısmet oldu. Çok fantastik bir yarış olmasının yanısıra, websitesi de güzel, teknelerin güncel pozisyonları, hava durumları aktarılıyor, son tekne varana kadar da bu bilgilendirme devam eder. Haberler ve videolar da var. Kırılan direkler, alabora olmalar, deniz memelisine veya başka cisme çarpıp salmasız ya da dümensiz kalmalar.. v.b.

Daha önce bu blogda bahsettiğim Derek Lundy tarafından yazılmış Tanrı’nın Terk Ettiği Deniz bu yarışın 1996 yılında yapılanını anlatıyordu ve kanımca çok güzel bir kitap. Şu sıralar da Peter Nichols’ün Çılgın Bir Yolculuk adlı kitabını okuyorum. Bu kitap da ilk ‘tek kişilik, durmadan, yardım almadan dünyayı dolaşma’ yarışını anlatıyor. 1968-1969’da İngiltere’de Sunday Times gazetesinin düzenlediği Golden Globe yarışını. Bugünkü endüstriyelleşmiş yarışmaların aksine, psikolojik olarak çok farklı motivasyona sahip dokuz kişinin katıldığı yarışta intihar edenden tutun da yarışı bırakıp dünyanın etrafında birden fazla tur atana kadar değişik insanlar varmış. Oldukça keyif alıyorum kitabı okurken.

Bununla beraber Volvo Ocean Race’in de internetten oynanabildiğini öğrendim. Yarışla eş zamanlı olarak yarıştaki hava şartları ile oynanabiliyormuş. Bunu bir araştıracağım. Hava durumuna göre taktik belirleme kısmı çok çekici geliyor. Beraber kaydolup birbirimizle de yarışabiliriz, meteoroloji bilgimiz de artar :)

21 Ocak 2009 Çarşamba

Akdeniz'de firtina - 31 Aralik '08


Yalin'in sert havada dumen keyfi... goruntulerde Kibris'in guneyinde bir yerlerde olmaliyiz

16 Ocak 2009 Cuma

Israil'den Marmaris'e Yelkenle 6. Kitayi Gecis


Kudus: Kubbet'ul Sahra, Aglama Duvari ve El Aksa Camii


2008 icin yilsonu seyrini nasil yapalim sorularinin kafamda dolastigi gunlerde, Yalin Kaptan'in mesaji geldi: Cumhur Gokova'nin haftalik kurslarindan birine, hem de 27 Aralik-3 Ocak haftasindaki Israil-Marmaris gecisine katilma fikrini ortaya atti: hem (muhtemelen) sert havada uzun seyir tecrubesi edinecek, hem de "Akdeniz'i gecmis" olacaktik. Fikir harikaydi, yuksek masrafi da seyir oncesi Kudus'u gezme planiyla (kendim icin, digerlerini bilemem) mesrulastirdiktan sonra 2008 in kalan aylarini bu ekspedisyonu beklemekle tuketebildim diyebilirim. Plan soyleydi: 27 Aralik Cumartesi Tel Aviv-Herzliya marinada Cumhur Gokova ile bulusulacak, pazar veyahut pazartesi Gokova II teknesiyle yola cikilacak ve insallah 3 Ocak cumartesi Marmaris'e varilacakti. Ben, Yalin ve Levent 25'inde Tel Aviv'e uctuk, bir gun sonra da Koray ve Evren vardi. Erken varanlar Kudus'u iki kere gorme sansini buldu. Burada Kudusu ve Israil'i aslinda ayri bir yazida anlatmak gerek aslinda. Ancak su kadarini soyleyeyim, engin denizlere acilmadan once o tum dunya tarihinin, kavimlerin binlerce yillik umutlarinin birkac kilometrekarelik bir alana sIkIstIgInI gormek, iste bu acayip bir hissiyat... Bu ekspedisyondaki diger acayip hissiyati da Israile varinca havaalaninda dort saat beklerken yasadim ama oralara girmeyeyim, daha seyri yazacagiz... Kisaca Kudus gorulmesi gereken bir yer, Israil ise henuz tam insaati tamamlanmamis bir ulke. Tel Aviv, her ne kadar gezi rehberleri ne kadar batili bir sehir oldugunu soylese de, Istanbul, Ankara ne kadar ortadogulu ise o kadar bu cografyaya ait... Insanlar cok sicak degil, ama yine de kibar ve yardimsever. Ozellikle Mugraby Hostel calisanlarina buradan selam olsun, bize zaman zaman pek yardimlari dokundu, burada reklamlarini yapmakta sakinca gormuyorum.

Kuduste ve Tel Aviv'de iki gun gecirdikten sonra 26'si cumartesi aksami Cumhur Kaptanlarin varmis olmasini temenni ediyorduk (yaris icin Finike'den Tel Aviv'e geliyorlar). Ancak kaptana telefonla ulasamayinca daha varmadigini dusunup (marmaris ofisinden de teyit ettirip) bir gece daha hostelimizde kaldik. Ertesi gun, Pazar sabahi da artik bugun varir deyip Herzliya marinasina dogru yola ciktik. Bu noktada Evren'in laptopu -Tel Avivi cok sevmis olacak- sahibini birakip kayiplara karisti. Zaten Gokova II den hala haber yoktu, bir de bu olay canimizi fena sIktI.



Tel Aviv'den uzaklasiyoruz



Herzliya Tel Aviv'e 30 dk uzakta, daha cok tatil koyu ve otellerin bulundugu bir kasaba. Marinaya vardigimizda ofise giderek bu Marmaris-israil regattasinin akibetini en sonunda ogrendik: Teknelere firtina nedeniyle Finikeden cikis izni verilmemis, bunun uzerine yola gec cikilmis, ve Gokova tekneleri bu sabah (pazar) marinaya giris yapmis. Sonradan ogreniyoruz ki aslinda Gokovalar cumartesi gece yarisi variyor, ama limandan ancak sabah ulkeye girebilirsiniz deniyor. Teknenin bir gun gec de olsa varmasina sevinip Cumhur Kaptani gormeye gidiyoruz. Kendisi teknemizin Gokova 2 oldugunu ve istedigimiz zaman yerlesebilecegimizi soyluyor. Kaptanin kendi teknesi Gokova 1 ve Gokova 2 nin kaptani Atilla Gokova (oglu). Atilla ile de bu gunun aksami tanisiyoruz. Gokovalarin plani pazartesi aksami yapilacak olan odul torenine katilip Sali sabahi yola cikmak. Bize de boylece pazartesi gunu alisveris yapip tekneye alismaya calismak dusuyor. Pazartesi sabah kalkinca gune Cumhur Kaptanin liderliginde “Tibet Yogasi” yaparak basliyoruz. Cumhur Kaptan fevkalade enerjik ve hareketli bir insan, bunda saniyorum yelkenin yaninda duzenli yoga yapmasinin da payi var. Ayrica cok sakin ve marina yetkilileri ile olan bir iki diyalogunu dinledikten sonra ikna kabiliyetinin de son derece yuksek oldugunu goruyorum. Neyse, yaklasik yarim saat suren bu tibet yogasinin ardindan marina etrafinda elde 1.5 litre sularimizla hizli tempoda yurudukten sonra tekneye donup kahvaltimizi yaptik. Kahvaltidan sonra Atillanin tekne trimi ve navigasyondan olusan teorik derslerini dinledik. Atilla bunlara ek olarak madde madde heave-to (faca flok), ve man overboard (denize adam dustu) durumlarinda ne yapilir onlari anlatti, biz de biraz soru sorduk, onlari tartistik. Bu toplanti yaklasik 5 e dogru sonlandi ve alisveris yapmaya marinanin icindeki alisveris merkezine gittik. 1-1.5 saat suren alisverisimizde urunlerin uzerindeki yazilar ibranice oldugundan biraz zorlandik (misal yogurt alamadan sonlandi bu allisveris). Alisverisin ardindan yine marinanin icindeki Israil-Turkiye xmas regattasi partisine gittik. Cumhur Gokovanin teknesi birinci gelmis (daha dogrusu zaten az olan ruzgarda yelken acabilen sadece Gokova 1). Diger teknelere de kupa verildi, konusmalar yapildi ve parti devam etti. Saat dokuza dogru tum ekip olarak seyirden once son bir dus almak uzere partiden ayrildik ve dusumuzu aldik. Bu fasildan sonra Yalin ve Evren istirahate cekilirken, ben Koray ve Levent tekrar partiye akma karari aldik.


Akdeniz Akdeniz

Sali sabahi kalktik ve kahvaltimizi yaptik. Cumhur kaptan bu sabah yine yogayi ihmal etmedi ama aksamdan yagmur yagip yerler islak oldugundan yoga fasli biraz kisa surdu (tibet yogasinin buyuk bolumu ucun yere serilmeniz gerekiyor). Ardindan Atilla ve kardesi Tolga Gokova bizim teknenin cenovasini taktilar ve Gokova tekneleri seyir icin hazir hale geldi. Burada ogrendigimiz ilginc bir sey, Herzliya marinasindan cikis yapamiyoruz ve cikis icin Tel Avivdeki marinaya gitmemiz gerekiyor. Herzliyadan ayrilir ayrilmaz epey yuksek dalgalar bizi hemen karsiliyor, ayrica Tel Aviv'e dogru kiyiya paralel motor seyri yapmak zorunda kaldigimizdan dalgalar tekneyi ve bizi de epeyce hirpaliyor. Tel Aviv'deki cikis yapacagimiz marinayi dogrusu daha buyuk, modern dusunmustum. halbuki Herzliyadakinden bile kucuk ve eski. Marinanin girisi plajda dalgalarin kirildigi, milletin sorf yaptigi bir yerden – gece hic girilmeyecek bir yer! Marinanin hemen girisindeki mazot istasyonuna aborda olup cikisimizi yapmak icin ofise gidiyoruz. Bu is de biraz uzun suruyor ve bizim Tel Avivden ayrilmamiz ogledensonra 1 i buluyor...




En sonunda marinadan ayrilip, aciklara dogru teknemizin pruvasini ceviriyoruz. Kiyidan uzaklastikca dalgalar da kuculuyor ve daha guzeli ruzgar artiyor! Hem anayelkeni hem de cenovayi acarak kuzey-kuzeybatidan gelen 15 knot gibi bi ruzgarda yelken yapmaya basladik. Rotamiz 305 derece – dogru Marmarise! Bu rotada dar apaz bir seyirle 6-7 knot gibi bir hiza ulasiyoruz. Yelkenleri acisimizin saati dolmadan cenovanin mandari kopuyor ve cenovayi indiriyoruz, ardindan Atilla yedek mandara cenovayi bagliyor. hafif can sikici bir gelisme ama daha sert bir havada ya da gece bu sorunu yasamaktan iyidir... Bu sorun cozuldukten sonra toplam 8 kisilik murettebat iki vardiyaya bolunuyor:ilk vardiya ben-koray-levent ve Tolga kaptan olarak gerceklesiyor. Ruzgar harika, gokyuzu acik, keyifli bir seyir su ana dek. Arada sirada arkamiza, Kutsal topraklara dogru bakiyoruz. Tel Aviv denizden sanki bir Kuzey Amerika sehrine benziyor, gokdelenler her yaninda bulunuyor sehrin.

Gokova I

Gun batiyor ve pruvamizda bulutlarin toplastigini gozlemliyoruz. Bu sabah Evrenin babasindan aldigimiz hava tahmini aksama havanin sertlesecegi yonundeydi, bakalim gece nasil olacak? Gunbatiminin ardindan bizim vardiya kestirmeye gitti. Gece 10 a dogru kalkinca havanin kaldigini ve teknenin motor-yelken gittigini gordum. Geceyarisina dogru ise ruzgar artti ve motoru kapattik. Ardindan ciselemeye baslayan yagmurla beraber ruzgar da artti ve 7-8 knot gibi hizlara ulastik. Kisa bir zaman icersinde yagmur da ruzgar da iyice kuvvetlendi ve Tolga ana yelkene camadan vurmamiz gerektigini soyledi. Ben dumende tekneyi rotasinda tutmaya calisirken Tolga ve Koray anayelkeni kuculttuler, levent de onlara fener tuttu. Bu ilk camadandan sonra ruzgar daha da artmaya, tahminen 20 knotu asmaya basladi ve camadanin zamanlamasinin mukemmel oldugunu dusundum.

Yagmur, soguk, sert hava ama keyifler yerinde

Gece 2-3 gibi vardiyayi Yalinlara teslim ederken hava artik 35-40 lara (7-8 bofor) yaklasmis bulunuyordu. Disardan bu kadar belli olmayan gercegin farkina teknenin icine girince vardim: aslinda hava epey sert! Teknenin icinde hareket etmek buyuk enerji istiyor, baya zaman harcayip yagmurlugumu cikarip yerime yatiyorum: uyumak ne mumkun! Teknenin ici camasir makinasi gibi, arada sirada yatakta saga ve sola (uyumaya calisan Leventin ustune) savruluyorum. Derken teknenin uzerinde kirilan dalgalardan birinin sulari bizim pencereden iceri giriyor! Kapali oldugunu kontrol ediyoruz ama o basincta demek bir ise yaramiyor. Yukaridan gelen sesler anayelkene bir camadan daha vuruldugunun habercisi. Tabi cenova da coktan epeyce kucultulmus durumda. Gun agarirken tekrar disari ciktim ve dalgalarin aksama gore epeyce buyudugunu gordum. Gun dogumundan itibaren ruzgarin hizi yavas yavas azalmaya basladi, ama dalgalar hala buyuklugunu korudu (tahminen 3-4 metre). Teknenin bu dalgalardan etkilendigi pek soylenemez, arada sirada buyukce bir dalga ustumuzde kiriliyordu.

Levent kaptan islanan giysilerini kurutuyor.

Ogleye kadar hava tekrar 20 knot seviyelerine dalgalar da 1-2 metreye indi. Ogleden sonra ise gunes bulutlarin arasindan gorundu, hatta hava kaldigindan motor yelkenle gitmeye basladik. Tel Aviv'den cikisimizdan beri Gokova 1 ile beraber gitmeye calisiyorduk. Ancak gece firtinayla bogusurken iki tekne birbirini gozden kaybetti, telsiz konusmalarindan firtina sirasinda bir kavanca sonrasi ana yelken mandarlarinin koptugunu ogrendik. Havanin en sert oldugu sabaha karsi ruzgarin 40 knota kadar ciktigini dusunuyoruz. Her camadandan sonra dumenin nasil yumusadigina sahit olmak guzeldi, tekne gercekten bu tip havalari rahat atlatabiliyor. Sadece iceride hareket etmek, yemek hazirlamak mesele. Saniyorum herkes en kolay ulasabildigi yiyeceklerden nasiplendi gun boyu. Bu gunun aksami (yani Carsamba ve yeni yil aksami) ruzgar tekrar sertlesti ve tek camadan ve kucultulmus cenovayla yildizlarla beraber harika bir gece seyri oldu. Dun aksamin yorgunlugundan olacak tum gece vardiyasi dumenci de dahil arada sirada uyuyakaliyordu.


Bahtiyar serdumen Levent

Boylece Persembe ve yeni yilin ilk gunune geldik, ruzgar gun boyunca yoktu, motor bastik. Bu arada ilk iki gunku sert havada epeyce yol aldigimizi ve bu gidisle cumaya (yarin) Marmarise varabilecegimizi farkettik. Persembe gecesi cikan hafif ruzgar ile 5 knot gibi bir hizla yine keyifli bir gece seyri yaptik. Bu sirada Anadolu kiyilarinin da isiklari gorunmeye basladi: saniyorum Kas, Finike isiklarini goruyorduk bu ilk anlarda. Cuma sabahi hava tekrar kaldi ve artik motor basarak Marmarise kadar geldik. Oglen 1 de Netsel marinaya yanastik: Tel Avivden yaklasik 400 millik yolu 3 gunde almistik!

Tolga Gokova, Atilla Gokova, Mustafa


Atilla bugunu dinlenerek gecireceklerini ve yarin bizi Beldibindeki Gokova yelken okuluna goturup teorik derslere devam edeceklerini soyledi. Biz de gunun kalan bolumunu dus yemek gibi islerle gecirdik ve tekneyi neta edip ickilerimiz esliginde seyiri degerlendirdik. Su konularda tecrubemizin arttigini dusunduk:

Uzun yol, dumen tecrubesi ve firtina/sert hava seyri

Su noktalara da bir dahaki uzun seyirlerde dikkat edilmeli diye dusunduk:

Kotu havalarda yemek hazirlanamiyor, onceden sandvic vs hazirlanip depolanabilir. Tipki dumen vardiyalari gibi tekne neta etme/yemek vardiyalari duzenlenebilir.

Tekne son derece neta olmali yola cikmadan, tum murettebat neye nasil ulasilir bilmeli. Baslangictaki en hafif daginiklik sert hava sirasinda teknenin icini kullanilamaz hale getirebilir.

Gokova yelken okulunda mum isiginda harita calismalari


Ertesi gun, Cumartesi, Cumhur Gokovanin hem evi hem de yelken okulu olan Beldibindeki mekana gittik. Burada Atilla ve Cumhur Kaptanlar navigasyon ve meteoroloji ile ilgili bir kac noktayi daha anlatti. Simdi Gokova yelken okulunun vermeye yetkili oldugu belge “International Yacht Training” denen bir standard, ozellikle ABD'de yaygin. Iki asamasi var bu egitimin: birinci asama basic-intermediate-advanced diye siralaniyor, advanced i alan 'bareboat skipper” sertifikasi alip ABD ve ingiltere ve daha bircok ulkeden tekne kiralayabiliyor. Ikinci asama ise yachtmaster coastal – yachtmaster offshore – yachtmaster ocean diye gidiyor ve bunlari tamamlayan da kendi okulunu kurabiliyor. Bu egitim sonunda Cumhur Gokova bize bu basic i atlatip ilk asamanin 'intermediate” sertifikasini verdi. Boylece IYT International Flotilla Skipper titrini kazandik.


Cumhur Kaptan ile diploma toreni

Iste boyle Dogu Akdeniz’I Kibris adasinin guneyinden gecmis olduk. Sunu iyice anladim ki, okyanus gecmek, dunya seyahati vs falan bir yana, insan tum hayatini su Akdenizi gezerek, bir limanindan digerine yelken basarak pekala gecirebilir. Acik deniz keyfi de burada, korunakli limanlar da ve tabi ki tarihin kendisi de… Halikarnas Balikcisi’nin ortaya attigi gibi, burasi Altinci Kita… Kiymetini bilelim, tadini cikartalim.

Mustafa