Adamlar Figaro Classe II dizaynı 10 metrelik bir tekne ile yapmışlar bu işi. Sanırım bazı yurtdışı yarışlarına da katılmak istiyorlar gelecekte. Öğrenmek lazım cepten mi finanse ediyorlar, yoksa sponsorlardan mı yüklü para geliyor.
Port Göcek: N 36° 44.80’ E 28° 56.52’
Dün havada yaz kokusu vardı. Mavi yolculuk mevsimi de başlıyor demektir.
Şimdilerde mavi yolculuk denince akla, turizm şirketlerince düzenlenen ve Akdeniz’in kimi koylarına uğrayarak yapılan, günübirlikten bir haftalığa tekne gezileri geliyor.
Katılanların çoğunun bu yolculuğun kökenleri ve özgün misyonundan habersiz olduğuna şüphem yok.
Ne Halikarnas Balıkçısı’nın adını duymuşlardır ne de Sabahattin Eyüboğlu’nun. ‘Mavi’ sıfatı onlar için Anadolu sözcüğünün önünden çok, giydikleri ‘jeans’in önünde anlam ifade etmektedir.
Oysa, şu günlerde yürekleri kıpır kıpır olan gerçek Ege ve Akdeniz tutkunlarının yaşamında mavi yolculukların çok özel bir yeri vardır. Ve tabii, unutulmaz anıları... Mavi yolculuğa erken çıkmakla övünür artık yaşlanmakta olan böyleleri. Hele asıl mavi yolcularla, yani Balıkçı, Eyüboğlu kardeşler, Azra Erhat gibileriyle birlikte Gökova Körfezi’ne açılmış olanların kendilerini hacı gibi ayrıcalıklı gördüklerini hemen hissedersiniz.
Hayır, ben Zeus’un o şanslı kullarından biri değilim, onlarla dolaşamadım o koyları, ama tamamen bahtsız olduğumu da iddia edemem. Çünkü ilk mavi yolculuğumu 1966 yazında onların da kullandığı Hürriyet ve İstiklal tekneleriyle yaptım. Kaptanımız Ali Fuat reisle yol boyu onların kulaklarını çınlattık, Ruhi Su’nun türkülerini söyledik ve Anadolu uygarlığının derinliklerine dalışlar yaptık.
Evet, Ege’de gezmek kadar geçmişe mavi dalışlardı bu yolculuklar.
Peki, acaba ilk mavi yolculuk ne zaman yapılmıştı?
Naviga Tekne Yelken ve Deniz Kültürü Dergisi’nin son sayısında Haldun Sevel’in ‘Rüzgâr Baba’nın Kaleminden’ köşesindeki yazısını okuyuncaya kadar ben bu soruya 1950’lerin ikinci yarısında yanıtını verirdim herhalde.
Meğer öyle değilmiş. Meğer çok daha eskiye gidiyormuş mavi yolculuğun kökenleri. Ta 1945 yılına:
Sevel’den öğrendiklerim:
1945 yılının ilkbahar günlerinde Milli Eğitim Bakanlığı Dünya Klasikleri dizisi Tercüme Bölümü Müdürü Sabahattin Eyüboğlu’na bir mektup gelir... Mektup, hâlâ bir sürgün yeri olduğundan yolu olmayan, Kuşadası’ndan ya da Muğla Merkez’den ancak at veya eşek sırtında gidilebilen Bodrum’dan gelmiştir... Bir davettir bu tarihi mektup... Mavi yolculuğa davet.
Halikarnas Balıkçısı dostlarını ‘güzelliğin ne olduğunu iyice görmek için’ Bodrum’a çağırmaktadır.
Tamam da oraya nasıl gidilecek?
Onun çaresini de Balıkçı bulur. Süngerci ve ahtapot avcısı can dostu Paluko ile birlikte bir tekne ayarlayıp İzmir’e gelirler. İlk mavi yolcuları oradan toplarlar.
İlk mavi yolculuk ekibi şöyledir: Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Erol Güney, Fuad Ömer Keskinoğlu, Güney’in bacanağı Benya ve Necati Cumalı.
Ve tabii başlarında, Ege hakkında ‘her şeyi bilen adam’ Cevat Şakir yani Halikarnas Balıkçısı...
1945 yılında başlayan bu keşif gezisi zamanla bir ritüele dönüşür, o dar çevreyi aşıp diğer kesimlere açılır. Türk aydınlarını deniz kültürüyle tanıştırır. Onları Anadolu’nun geçmişi hakkında düşünmeye yönlendirir...
Bu bir süre böyle gider...
Ve derken, turizm patlar ve her şey gibi mavi yolculuk da kitleleşir.
Artık fevkalade pahalı, ama kültürel içeriği boşaltılmış bir tekne gezisidir o çoğunlukla.
Üstelik, onların 60, benimse 40 yıl önce dolaştığım o bakir koyların çoğu binalarla dolmuştur şimdi,
o saydam suların yerinde çamur vardır kimi yerlerde, o derin sessizliğin yerini çirkin gürültüler almıştır...
Ve bu süreç devam etmektedir.
Bir 40 yıl daha geçse, hâlâ mavi yolculuk devam eder mi dersiniz? Ve cevabınız olumsuzsa, bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Kudus: Kubbet'ul Sahra, Aglama Duvari ve El Aksa Camii
2008 icin yilsonu seyrini nasil yapalim sorularinin kafamda dolastigi gunlerde, Yalin Kaptan'in mesaji geldi: Cumhur Gokova'nin haftalik kurslarindan birine, hem de 27 Aralik-3 Ocak haftasindaki Israil-Marmaris gecisine katilma fikrini ortaya atti: hem (muhtemelen) sert havada uzun seyir tecrubesi edinecek, hem de "Akdeniz'i gecmis" olacaktik. Fikir harikaydi, yuksek masrafi da seyir oncesi Kudus'u gezme planiyla (kendim icin, digerlerini bilemem) mesrulastirdiktan sonra 2008 in kalan aylarini bu ekspedisyonu beklemekle tuketebildim diyebilirim. Plan soyleydi: 27 Aralik Cumartesi Tel Aviv-Herzliya marinada Cumhur Gokova ile bulusulacak, pazar veyahut pazartesi Gokova II teknesiyle yola cikilacak ve insallah 3 Ocak cumartesi Marmaris'e varilacakti. Ben, Yalin ve Levent 25'inde Tel Aviv'e uctuk, bir gun sonra da Koray ve Evren vardi. Erken varanlar Kudus'u iki kere gorme sansini buldu. Burada Kudusu ve Israil'i aslinda ayri bir yazida anlatmak gerek aslinda. Ancak su kadarini soyleyeyim, engin denizlere acilmadan once o tum dunya tarihinin, kavimlerin binlerce yillik umutlarinin birkac kilometrekarelik bir alana sIkIstIgInI gormek, iste bu acayip bir hissiyat... Bu ekspedisyondaki diger acayip hissiyati da Israile varinca havaalaninda dort saat beklerken yasadim ama oralara girmeyeyim, daha seyri yazacagiz... Kisaca Kudus gorulmesi gereken bir yer, Israil ise henuz tam insaati tamamlanmamis bir ulke. Tel Aviv, her ne kadar gezi rehberleri ne kadar batili bir sehir oldugunu soylese de, Istanbul, Ankara ne kadar ortadogulu ise o kadar bu cografyaya ait... Insanlar cok sicak degil, ama yine de kibar ve yardimsever. Ozellikle Mugraby Hostel calisanlarina buradan selam olsun, bize zaman zaman pek yardimlari dokundu, burada reklamlarini yapmakta sakinca gormuyorum.
Kuduste ve Tel Aviv'de iki gun gecirdikten sonra 26'si cumartesi aksami Cumhur Kaptanlarin varmis olmasini temenni ediyorduk (yaris icin Finike'den Tel Aviv'e geliyorlar). Ancak kaptana telefonla ulasamayinca daha varmadigini dusunup (marmaris ofisinden de teyit ettirip) bir gece daha hostelimizde kaldik. Ertesi gun, Pazar sabahi da artik bugun varir deyip Herzliya marinasina dogru yola ciktik. Bu noktada Evren'in laptopu -Tel Avivi cok sevmis olacak- sahibini birakip kayiplara karisti. Zaten Gokova II den hala haber yoktu, bir de bu olay canimizi fena sIktI.
Tel Aviv'den uzaklasiyoruz
Herzliya Tel Aviv'e 30 dk uzakta, daha cok tatil koyu ve otellerin bulundugu bir kasaba. Marinaya vardigimizda ofise giderek bu Marmaris-israil regattasinin akibetini en sonunda ogrendik: Teknelere firtina nedeniyle Finikeden cikis izni verilmemis, bunun uzerine yola gec cikilmis, ve Gokova tekneleri bu sabah (pazar) marinaya giris yapmis. Sonradan ogreniyoruz ki aslinda Gokovalar cumartesi gece yarisi variyor, ama limandan ancak sabah ulkeye girebilirsiniz deniyor. Teknenin bir gun gec de olsa varmasina sevinip Cumhur Kaptani gormeye gidiyoruz. Kendisi teknemizin Gokova 2 oldugunu ve istedigimiz zaman yerlesebilecegimizi soyluyor. Kaptanin kendi teknesi Gokova 1 ve Gokova 2 nin kaptani Atilla Gokova (oglu). Atilla ile de bu gunun aksami tanisiyoruz. Gokovalarin plani pazartesi aksami yapilacak olan odul torenine katilip Sali sabahi yola cikmak. Bize de boylece pazartesi gunu alisveris yapip tekneye alismaya calismak dusuyor. Pazartesi sabah kalkinca gune Cumhur Kaptanin liderliginde “Tibet Yogasi” yaparak basliyoruz. Cumhur Kaptan fevkalade enerjik ve hareketli bir insan, bunda saniyorum yelkenin yaninda duzenli yoga yapmasinin da payi var. Ayrica cok sakin ve marina yetkilileri ile olan bir iki diyalogunu dinledikten sonra ikna kabiliyetinin de son derece yuksek oldugunu goruyorum. Neyse, yaklasik yarim saat suren bu tibet yogasinin ardindan marina etrafinda elde 1.5 litre sularimizla hizli tempoda yurudukten sonra tekneye donup kahvaltimizi yaptik. Kahvaltidan sonra Atillanin tekne trimi ve navigasyondan olusan teorik derslerini dinledik. Atilla bunlara ek olarak madde madde heave-to (faca flok), ve man overboard (denize adam dustu) durumlarinda ne yapilir onlari anlatti, biz de biraz soru sorduk, onlari tartistik. Bu toplanti yaklasik 5 e dogru sonlandi ve alisveris yapmaya marinanin icindeki alisveris merkezine gittik. 1-1.5 saat suren alisverisimizde urunlerin uzerindeki yazilar ibranice oldugundan biraz zorlandik (misal yogurt alamadan sonlandi bu allisveris). Alisverisin ardindan yine marinanin icindeki Israil-Turkiye xmas regattasi partisine gittik. Cumhur Gokovanin teknesi birinci gelmis (daha dogrusu zaten az olan ruzgarda yelken acabilen sadece Gokova 1). Diger teknelere de kupa verildi, konusmalar yapildi ve parti devam etti. Saat dokuza dogru tum ekip olarak seyirden once son bir dus almak uzere partiden ayrildik ve dusumuzu aldik. Bu fasildan sonra Yalin ve Evren istirahate cekilirken, ben Koray ve Levent tekrar partiye akma karari aldik.
Akdeniz Akdeniz
Sali sabahi kalktik ve kahvaltimizi yaptik. Cumhur kaptan bu sabah yine yogayi ihmal etmedi ama aksamdan yagmur yagip yerler islak oldugundan yoga fasli biraz kisa surdu (tibet yogasinin buyuk bolumu ucun yere serilmeniz gerekiyor). Ardindan Atilla ve kardesi Tolga Gokova bizim teknenin cenovasini taktilar ve Gokova tekneleri seyir icin hazir hale geldi. Burada ogrendigimiz ilginc bir sey, Herzliya marinasindan cikis yapamiyoruz ve cikis icin Tel Avivdeki marinaya gitmemiz gerekiyor. Herzliyadan ayrilir ayrilmaz epey yuksek dalgalar bizi hemen karsiliyor, ayrica Tel Aviv'e dogru kiyiya paralel motor seyri yapmak zorunda kaldigimizdan dalgalar tekneyi ve bizi de epeyce hirpaliyor. Tel Aviv'deki cikis yapacagimiz marinayi dogrusu daha buyuk, modern dusunmustum. halbuki Herzliyadakinden bile kucuk ve eski. Marinanin girisi plajda dalgalarin kirildigi, milletin sorf yaptigi bir yerden – gece hic girilmeyecek bir yer! Marinanin hemen girisindeki mazot istasyonuna aborda olup cikisimizi yapmak icin ofise gidiyoruz. Bu is de biraz uzun suruyor ve bizim Tel Avivden ayrilmamiz ogledensonra 1 i buluyor...
Tolga Gokova, Atilla Gokova, Mustafa
Atilla bugunu dinlenerek gecireceklerini ve yarin bizi Beldibindeki Gokova yelken okuluna goturup teorik derslere devam edeceklerini soyledi. Biz de gunun kalan bolumunu dus yemek gibi islerle gecirdik ve tekneyi neta edip ickilerimiz esliginde seyiri degerlendirdik. Su konularda tecrubemizin arttigini dusunduk:
Uzun yol, dumen tecrubesi ve firtina/sert hava seyri
Su noktalara da bir dahaki uzun seyirlerde dikkat edilmeli diye dusunduk:
Kotu havalarda yemek hazirlanamiyor, onceden sandvic vs hazirlanip depolanabilir. Tipki dumen vardiyalari gibi tekne neta etme/yemek vardiyalari duzenlenebilir.
Gokova yelken okulunda mum isiginda harita calismalari
Ertesi gun, Cumartesi, Cumhur Gokovanin hem evi hem de yelken okulu olan Beldibindeki mekana gittik. Burada Atilla ve Cumhur Kaptanlar navigasyon ve meteoroloji ile ilgili bir kac noktayi daha anlatti. Simdi Gokova yelken okulunun vermeye yetkili oldugu belge “International Yacht Training” denen bir standard, ozellikle ABD'de yaygin. Iki asamasi var bu egitimin: birinci asama basic-intermediate-advanced diye siralaniyor, advanced i alan 'bareboat skipper” sertifikasi alip ABD ve ingiltere ve daha bircok ulkeden tekne kiralayabiliyor. Ikinci asama ise yachtmaster coastal – yachtmaster offshore – yachtmaster ocean diye gidiyor ve bunlari tamamlayan da kendi okulunu kurabiliyor. Bu egitim sonunda Cumhur Gokova bize bu basic i atlatip ilk asamanin 'intermediate” sertifikasini verdi. Boylece IYT International Flotilla Skipper titrini kazandik.
Iste boyle Dogu Akdeniz’I Kibris adasinin guneyinden gecmis olduk. Sunu iyice anladim ki, okyanus gecmek, dunya seyahati vs falan bir yana, insan tum hayatini su Akdenizi gezerek, bir limanindan digerine yelken basarak pekala gecirebilir. Acik deniz keyfi de burada, korunakli limanlar da ve tabi ki tarihin kendisi de… Halikarnas Balikcisi’nin ortaya attigi gibi, burasi Altinci Kita… Kiymetini bilelim, tadini cikartalim.
Mustafa