Derler ki ormanda Kizilmaske 10 kaplan gucundedir. Yine derler ki denizde bir cakal gorurseniz yanasmayin pesine takilip takip edin, sizi kayip kita Atlantis'e goturecektir. Bu efsanalerin ne kadar dogru oldugu bilinmez ama dogru olan bir sey varsa o da gecen hafta Puget Sound ve cevre sularinin ahalisi izbe gorunumlu cakal teknemiz Rascal'in uzerinde insanlik icin onemsiz ama kendileri icin cok eglenceli bes gun geciren iki Turk denizcisinin muhtesem maceralarina tanik oldu.
Uzak denizlerin dibinde, sicak sularin kaynadigi, ve mikroorganizmalarin yeserdigi deniz tabanlarinda baslayiyor aslinda oykumuz. Bu hidro-termal bacalarin yilmaz arastiricisi Mustafa Kaptan, Thomas Thompson'in sirtinda Pasifik okyanusunda volta atmaktayken bir gun batimi aklina gelmis olmali "yahu bu gemi bir gun Seattle'a gelecek, ben de bu bahaneyle su bizim Caglar'i ziyaret edeyim".
Bundan bir kac zaman sonra, Thomas Thompson Pasifik Okyanusu'nu asar gelir Seattle'a, arada bir de yelkenli tekneyi (daha dogrusu teknenin tek kisilik murettabatini) kurtararak. Mustafa'da Thomas Thompson gelmeden iki gun once Seattle'a intikal etmistir. Bendeniz de Mustafa'nin gelisi icin hazirliklari yapmis ve teknemiz Rascal'i alti gunlugune ayirtmistim. Bir bes gun sehr-u Seattle'in guzelliklerind

en faydalandiktan sonra (ornegin bakiniz
surasi), bir cuma sabahi saat 11:30'da iskelemizden Vira Bismillah diyerek ayrildik, saat 13:00 sularinda Puget Sound'un soguk tuzlu suyuna ciktik. Hemen yelkenleri bastiysak da hava olmadigi icin, Cenoa'yi indirip gene motora yol verdik bir yarim saat daha. En sonunda saat 14:00 gibi seyrimiz gercek anlamda baslamisti, kuzey-kuzeybatili 6-7 knot ruzgarla. Gunun geri kalaninda ruzgar siddettini hafif hafif arttirarak 15 knot'a kadar cikti. Onceleri 1 numara cenoa'yi basiyorduk, fakat bu yelken cok eski ve hirpalanmisti ve de ayaginin uzunlugundan duzgun trim yapilamiyordu (ve de ruzgar 160%lik cenoa icin biraz fazla olmaya basladiydi). o yuzden saat 18:00'de iki numarayi (130%) taktik. hizimizdan bir sey kaybetmedigimiz gibi, dumen de rahatladi. Yola cikarken planlamadik ama akinti bizimle beraber bu sirada.

Nihayet saat 18:45'de Foulweather Bluff'a dogru tiramola attik. Bulundugumuz bolgedeki koy ve burunlarin isimleri bir alem: Foulweather Bluff, Point No Point, Useless Bay... Kaptan Vancouver iyice depresyondaydi herhalde buralarin haritasini cikarirken. Fakat bizim keyfimiz yerinde, ruzgar arada durup dirise eder gibi yaptiysa da bir on dakika sonra hafifce donerek Kuzeyden 15-17 knt'da karar kildi. Bu bizim isimize geliyor, netekim istikametimiz Foulweather Bluff'un onunden bati'ya Port Ludlow'a dogru. Bizim cakal apaz seyrinde kelebek gibi ucmakta, hizimiz 7 knt.
Asagi yukari 1 saatlik cok keyifli bir seyirden sonra Port Ludlow'un girisindeki Tala Point'i iskele bordamizda, Colvos Kayalarini da sancakta birakarak Port Ludlow koyuna girdik. 20:15'de yelkenleri indirip marina'ya baglandik. Oyle goruluyor ki Port Ludlow'da marina'dan baska bulunan tek sey oldukca luks gozuken bir tatil koyu. Biz de aksami havuzlukta ton balikli makarna, sarap, puro ve mehtapla geciriyoruz.
Ertesi sabah uyandigimizda bizi yogun bir sis karsiliyor. Burada sicak ve bulutsuz yaz gunlerinden sonra geceleri baya bir ayaz oluyor ve aksam hizla soguyan kara uzerinde sicak ve nemli hava koyu bir sise donusuyor, ve sonra denize de yayiliyor. Gunesin her tarafi isitip da bu sisi kaldirmasi genelde

ogleden sonra biri ikiyi buluyor. O yuzden sisin kalkmasini beklersek cok bekleriz. Yine de 10:30'a kadar oyalanip yol ondan sonra cikiyoruz. Bu arada ben Marinanin bakkalinda almak istedigim bir kitabi buluyorum,
The Curve of Time, 1930'larda bes cocuguyla Kanada'nin bati kiyilarini tek basina gezen bir kadinin, M. Wylie Blanchett'in anilari. O zamanlar kadinlarin bir iste calismalari bile alisilmadikken, tek basina bu vahsi kiyilari bes tane cocukla 26 ft'lik bir tekneyle dolaniyor. Cok guzel bir kitap.
Herneyse, sis olmasina ragmen yine Kuzey'den 10 knt kadar ruzgar var, ve orsa-dar apaz'da 5 knot civari hizla gidiyoruz. Akintilari gene hesaplamadan ciktik, bu sefer akintilar tersimize. Admiralty Inlet'deki gemi trafigine girmemek (ve daha cok akintiya kapilmamak) icin Oak Bay'e vurduk. Indian Island'la Quimper Yarimadasinin arasindaki Port Townsend kanalindan gecip Port Townsend koyu'na guneyden girecegiz. Hedefimiz hala o aksam Juan de Fuca bogazini gecip Friday Harbor'a varmak. Fakat biz Port Townsend onlerine gelene kadar saat 14:00 olmus, akinti hala bize karsi saat 16:30'a donmeyecek, ve biz de biraz enayilik yapip taa Admiraly Inlet'in ortasina kadar, yani akintinin en kuvvetli oldugu yere kadar cikip kendimizi en az bir mil geriye attirdik 30 saatte. Hal boyleyken Friday Harbor'a karanlik cokmeden varmak hayal oldu, ve yolda gecmemiz gereken San Juan Kanalindaki isiksiz kayalarin arasindan gece gecmeyi gozum yemedigi icin geceyi Port Townsend'da gecirmeye karar verdik. Friday Harbor insallah ertesi gune.
Saat 17:00 sularinda Port Townsend'in sehir merkezine cok yakin ufak marinasina (Point Hudson Marina) baglandik. Sonra da cikip sehri dolanmaya basladik. Daha onceki bir
yazidan hatirlarsiniz belki Port Townsend ufak, guzel bir turistik kasaba. Mustafa kendi memleketi Lewes'a benzetti. Aksam yemegini, nedense sicak bir bira esliginde yedikten sonra bir restoranda, dondurmamizi da yedik tam oldu. Hava kararinca, yine havuzlukta bir turlu yakamadigimiz nemli puro, muzik ve muhabbet...
Ertesi sabah, ben deniz teknedeki tuvaletin kokusundan, tuvalete gitme ihtiyaci ve soguktan saat 5:30da ayaklandim, fotograf makinemi alip gun dogumunu izlemeye gittim. Once cok sis olmasa da sis saat 6:00 gibi tekrar bastirdi. Buna ragmen yelkenli tekneler durgun havada kuzeye dogru motor basiyordu. Bunun sebebi senenin her gunu icin Seattle'dan Alaska'ya onemli gecitlerin ve limanlarin akinti ve gel-git tablosunu iceren Andrew Kaptan'dan odunc kitaba bakinca anladik. Saat 6:30 civari kuzeye dogru akintinin en kuvvetli oldugu zaman, dolayisiyla kuzeye gidecek tekneler tam o saatte yola cikiyorlardi. Bunun uzerine gun dogumunun bir suru fotografini cektikten sonra tekneye gidip Mustafa'yi uyandirdim, ve yola cikiyoruz dedim. Cikmadan once tuvaletin deposunu da pompa istasyonunda bosalttiktan sonra saat 7:25de marina'dan ayrildik. Akinti hala 3 knt civari kuzeye dogru, sis hafiften kalkar gibi, deniz hala carsaf gibi...

Hal boyleyken rotamizi kuzeye verip, once Whidbey Island'in bati kiyisini takip ederek, sonra da Minor Island'i iskelemizde birakacak sekilde kuzey batiya donerek motor bastik. Saat 9:30 civari sis olanca gucuyle tekrar indirdi. Arada motor yatlar ve motor basan yelkenlileri goruyoruz sisin icinden, ama cok sukur tanker trafigi yok. Daha once cok elestirdigim bir seyi, GPS yordamiyla koru korune seyir yapiyoruz. Ama baska turlu de bir yerden bir yere gitmenin imkani yok, cunku sis ancak ogleden sonra kalkiyor, ve dusunmemiz gereken kuvvetli akintilar var. O yuzden cok da kotu bir sey degilmis... Herneyse akintinin yardimiyla ortalama 9 knt'la kuzeye dogru ilerliyoruz, ve nihayet Minor Island iskelemizde sisin icinde beliriyor. Bu ufak adacik, ve hemen dogusundaki biraz daha buyuk Smith Island uzaktan bakinca denizaltiyi andiran birbirine bagli iki kara parcasi Juan de Fuca bogazinin ortasinda.
Saat 11:00 gibi sis nihayet kalkmaya karar verdi. bu sirada ben de guzellik uykularimdan birinden uyandim (yolun tamamini nerdeyse Mustafa dumende geldik, ben genelde asagida uyuklamaktaydim). O sirada hafif ruzgar cikar gibi olduysa da yelkeni basar

basmaz ortalik gene sut limana dondu. Dolayisiyla motora kuvvet diyip yola devam ettik. Lopez adasinin guney ucundaki dokuntulere cok yanasmadan San Juan Kanali'nin girisine geldik. Bizi burada gel-git akintilarinin karistigi sular karsiladi. Burada akintilar karisinca oyle bir karmasik deniz kaldiriyorki sanirsiniz altinizdaki su kayniyor. fotograftan gorulecegi gibi hic ruzgar olmadigi halde inanilmaz karmasik bi deniz var, bir de normalde bu yorede hukum suren batili 6-7 kuvvetindeki ruzgarlar olsa nasil olur acaba bu sular? Herneyse bu karmasik sulari motorla gecip, kanalin girisindeki Goose Island iskelede, Deadman Island sancakta ilerliyoruz. Kanaldan iceri girince birden hava isiniyor, hic ruzgar hissetmemeye basliyoruz. Kara uzerindeki hizimiz 8 knot civari olduguna gore GPS'e bakarsak (akintiyi yine tam zamaninda yakaladik), demek ki tam ignecikten 8 knot civari bir ruzgar var demektir. Hemen yelkenleri basip genis apazda seyir yapmaya basliyoruz. Akinti olmasa belki 3 mil ancak gideriz ama GPS hizimizi 6 knot olarak gosteriyor. bundan iyisi samda kayisi.
Boyle genis apazda kavancalar atarak San Juan Kanali'ni kuzeye dogru gecip Turn Rock'i iskelede birakip bati'ya donuyoruz. Friday Harbor hemen onumuzdeki Brown Island'in arkasi. Iyice yaklasinca radyodan (VHF 66) marina'yi arayip hangi slip'e baglanacagimizi ogreniyoruz, ve akabinde yelkenleri indirip motora yol veriyoruz.
Marina'ya literaturde Akcay yanasmasi olarak gecen teknikle yanastiktan sonra (bu teknikte esas olan usturmacalar ve palamar teknenin yanlis tarafinda baglandiktan sonra, son anda -uc tekne boyu kala iskeleye- usturmacalar ve palamalari iskeleden sancaga ya da tam tersi olarak degistirilmesidir), baglandigimiz iskeleden marina ofisine kadar olan 10 dakikalik mesafeyi yuruyup kalma ucretimizi oduyoruz. Friday Harbor'in marinasi oldukca buyuk bir marina, netekim Friday Harbor San Juan ada'larinin en buyuk limani. Adada ayni zaman University of Washington Osinografi Laboratuvari var, ama o sicakta- sis dagilinca karada sicaklik yine 30 derecelere cikti- yurumek zor geldi, gidemedik oraya kadar (ama bir dahaki gidisim

izde mutlaka). Sehrin carsisini biraz gezdikten, benzin aldiktan, alisveris yaptiktan (sis dudugumuzun havasi bittiydi yeni bir kutu aldik) ve bol bol fotograf cektikten sonra manzarali bir barda bira-kalamar keyfi yaptik. Bu arada onca motor bastik gezinin basindan beri, 4 galon benzin yemisiz (16 litre kadar), fena degil... akintilardan yararlanmak cok faydali oluyor tabi.
Aksam biralar icildikten sonra gene havuzlukta puro-sarap-cigdem keyfi yaparken artik icimize sigmayan yaraticilik ic gudusunu manilere doktuk (bakiniz bir sonraki post) ve olumsuzlestirdik.
Ertesi gun Friday Harbor'dan ayrilip Kingston'a ya da gidebildigimiz kadar guneye gitmeyi planliyorduk. Plani aksamdan kararlastirip yattik. Buna gore sabah sular alcalirken San Juan kanalindaki guney akintisindan yararlanmak icin sekiz civari yola cikacak, ve bu bizim tam sularin yukselecegi vakitte Admiralty Inlet'e varmamizi saglayacakti. Admiralty Inlet'te sular yukselirken akinti guney'e dogru oldugu icin, bu akinti da bizim isimize yariyacakti. Hava durumu sisten bahsetmiyordu, belki ilk defa sissiz bir sabah olacakti.
Fakat sabah kalkinca gene bir baktik ki agir sis her tarafi kaplamis. Yine de yola cikmadan benim GPS uydu bulamadigini soyleyip beni endiselendirse de, nihayet nerede oldugunu anladi cihaz ve yola koyulduk. Her gun 20-25 knot ruzgar esen bu kiyilarda ruzgar'in yerine sis gelmis oturmus, ortalik sut liman. Gunes sis

perdesinin arkasinda kocaman ama caresiz parlamakta. Bu halde, San Juan kanalina giriyoruz dun geldigimiz yolu yavas yavas takip ederek. Hizimiz motor tam yol olmadigi halde yine 8 knot civari. Arada kanalda balik avlayan ufak motorlara rastliyoruz.
San Juan Kanalindan ciktiktan sonra acikta bizi sik ve dik dalgalar karsiliyor. Bu da herhalde akintilarin karismasindan, ya da soluganlarin adalardan yansimasindan. Ilerledikce dalgalar biraz duruluyor, genis soluganlara birakiyor yerlerini. Guneydoguya dogru 120 derece manyetik rota'da seyrediyoruz. Saat 11:00e dogru sis kalkar gibi oluyor tam Smith ve Minor adalarini sancak bordamizda birakirken. Hatta ufaktan ruzgar cikar gibi de olsa, az sonra ruzgar yerini gene sise birakiyor, ve tam bu sirada tankerlerin derin ve tehditkar uzun sis duduklerini duymaya basliyoruz. Boylelikle yeni bastigimiz cenoa'yi indirip motora yol veriyoruz. Whidbey Island'a yakin gidip tankerlerin yolundan cikmaya karar veriyoruz, hedefimiz Admiralty Head denen burun. Ve tam Admiralty Head'e ulastigimizda artik ruzgar esmeye karar kiliyor, kuzeyden. Cenoa'yi hissa edip, motoru kapatiyoruz. Sis hala her tarafi kaplamakta ama en azindan ruzgar var.
Tam bu sirada ortalikta dolanmakta olan bir baska yelkenliyle karsilastik. Bu diger yelkenli 33 ft uzunlugunda falan olsa gerek, dumendeki adama selam verip yanindan gectik devam ettik. Biz ettik etmesine de bu sefer de eleman bizim pesimize takildi. Bizi bir sure takip etti ayni rota'da. Bir 15 dakika kadar ayni rotada ilerledikten sonra sisin Admiralty Inlet'in bati kiyisinda daha az olacagini tahmin ederek, batiya kirdik dumeni. Bizim rotayi degistirmemizle arkamizdaki vatandasin rotasini degistirmesi de bir oldu. Acaba radyo'dan arasak mi, nedir derdi ogrensek mi diye dusunurken, bati kiyisina yaklastik, ve hakkaten sis acildi. Sis acilir acilmaz da arkamizdaki vatandas once teknesini durdurdu, sonra rotayi kuzeye verdi. Herhalde ya GPS'i bozuldu, ya yoktu, ya da pili bitti, eleman nerede oldugunu bilmiyordu, o yuzden pesimize takildi (bizim nereye gittigimizi bildigimizi varsayarak). Neden radyodan arayip sormadi bilinmez.
Herneyse, hal boyleyken, biz bati tarafina gecti

kten bes dakika kadar sonra yine bir tankerin insanin icini titreten o sis dudugunu duyduk. Siste duydugunuz dudugun sesi ne kadar kalinsa calan gemi o kadar buyuk demektir (genel kural olarak). Bu oldukca derin bir duduktu. Netekim az sonra tankerin once koprusu sisin uzerinden, sonra da pruva dalgasi sizin altindan gozuktu. Cok muhtesem bir manzaraydi, icim titredi, bes dakika once gectigimiz sulardan boyle bir tankerin gecmesini dusunince.
Herneyse, bundan sonrasi seyrin cok keyifli bir genis apaz seklinde seyretti. Akinti bizimle oldugu icin yine asgari 7-8 knot yapmaktaydik. Siste iyice acildi ilerleyen saatlerde ve gunesli bir gune dondu. Boylelikle saat 17:00 de Kingston Marina'ya vardik, 56 millik bir seyir yapmisiz GPS'e gore bugun. aksam yine islak puroyla bogusmaca...
Ertesi sabah erkece kalkip meshur krepcide kahvaltimizi ettikten sonra (Mustafa'ya da tasdiklettirdik ne kadar guzel oldugunu), marina'da balon yelken hissasini calistik, balon nasil ellenir, gonder nasil cekilir, iskotalar nerden gececek vs. Sonra saat 11'e dogru yola koyulduk. Ruzgar bu kez guneyden 7-10 knot arasi. tatli bir orsa seyrinde gidiyoruz. Tiramolalarla Elliott Bay'e yani Downtown Seattle'in oldugu yere kadar sokulduk. Saat 2 civari da Elliott Bay'den kuzeye havuzlara dogru yola koyulduk. Ruzgar arkadan geldigi icin, alistirma olsun diye balonu bastik. Mustafa pruva'da butun donanimi ayarladi ve basti balonu. Demek ki bu meret teknede iki kisiyle de basiliyormus (ama tabi, ruzgar 5-7 knot arasi bir seydi, daha fazla olsa daha zorlu olurdu). Balon seyriyle Elliott Bay'den Shilshole'a geniz apaz'da bes knot yaparak hemencecik ulastik. Orada yelkenleri indirip saat 16:00'da hemen hic beklemeden havuzlardan gectik, Duck Dodge'a gitmek icin.
Duck Dodge macerasini Mustafa zaten
anlatti, o yuzden onu geciyorum. Duck Dodge'dan sonra planimiz tekrar havuzlardan gecip geceyi Eagle Harbor ya da Kingston'da gecir

mekti. Pruva takimindan Whitney'de bizimle geldi bu gece icin. Saat 22:30 civari havuzlardan ciktik, ve orsa seyrinde Eagle Harbor'un girisinde ki 2+1 6 sn kirmizi isikli dubaya dogru yola koyulduk. Saat sabah 1:00 civari Eagle Harbor'un belediye iskelesine baglanmistik. Ertesi sabah bizim yeni tayfayi ise birakacagimizdan oyalanmadan pek yattik. Sabah da 7:30da kalkip yolun yarisini balon seyriyle gectikten sonra ruzgarin iyice kalmasiyla motora yol verip, saat 9:15de Shilshole Marina'ya ulastik. Mustafa'yla havuzlardan gecip bizim iskeleye varmamiz 12:00'i buldu. Kurt gibi aciktigimizdan kendimizi Hint restoraninin birine zor attik.
Velhasil, biraz destan gibi oldu ya, bes gunluk seyrimizin hikayesi budur. Bu seyirde cok sey ogrendik ikimizde. Burnumda tutmekte hala teknede yatip kalmak (bir taraflarimiz donduysa da sefer sirasinda). Ne iyi ettin de geldin Mustafa'cim. Yine bekleriz... butun apazlama ekibi icin gecerli.
Nice seyirlere...
Caglar

