12 Ocak 2010 Salı

Son Bahar - Sadun Boro'nun yeni katamarani


Belki duymussunuzdur ama ben yeni ogrendim Yelken Dunyasi'nin ocak sayisindan. Sadun Boro yeni bir katamaran edinmis, adini da "Son Bahar" koymus. Buyuk Kaptan artik hakli olarak biraz daha rahat etmek istiyor denizde, bir yandan da Kismet'i kendi elleriyle bahar aylarinda Koc Muzesi'ne yerlestirmek istiyor. Boro kendisi icin Kismet'ten ayrilmanin kolay olmayacagini soyluyor:
"...Aylardir iki duygu icimi kemiriyor, ondan nasil ayrilacagim? Ote yanda dostlarin tesviki ile kendimi teselli etmeye calisiyorum. Artik Kismet bizim oldugu kadar bu toplumun da mali oldu. Nice insana deniz sevgisini, macera ruhunu asiladi. Onlari engin ufuklara yelken acmaya tesvik etti. Bundan sonraki omrunde de, bir muzede, onu ziyaret edecek cocuklarimiza deniz, doga sevgisini asilamaya devam edecek..."

Son Bahar 37 ft, 85 cm su cekimi olan bir katamaran. Resimde* Okluk Koyu'nda, Kismet ile birlikte gorunuyor. Buyuk Kaptan'a yeni katamaraniyla iyi seyirler dileriz.


*fotografi facebooktaki "Sadun Boro" grubundan aldim, Mehmet Davran adli uye yuklemis grubun albumune.

08 Ocak 2010 Cuma

Sene Sonu Seyri - 2009

Efendim bu sene sonu seyrinin tumune katilabilen yegane kisi olarak, cok tatmin edici bir seyir oldugunu basta soyleyeyim. Seyire iki ekip katildi: plan ilk ekibin tekneyi (ADA) Gocek’ten Marmaris’e getirmesi, ikinci ekibin de Marmaris’te tekneyle bulusup Gocek’e geri gelmesi idi. Ilk ekibin hikayesiyle basliyalim.

İşbu hikayemiz 24 Aralık günü Frenk alemi bayram ederken bizim Güney Ege kıyılarına doÄŸru Kamil Amca'yla Izmir’den yola çıkmamızla baÅŸladı. Otobuste wi-fi olmasini beklemiyorduk, ama iyi olmius. 2009’un sene sonu seyri, herkese ortak bir zaman diliminin uymamamasindan dolayi bu yil iki ayaktan ibaret olacakti. Ilk ayagin ekibinden uc kisi (Mustafa, Erol, Caglar) olarak akÅŸam sekiz gibi vardık Göcek'e. Åžehrin çeÅŸitli bakkallarından o aksamlik nevaleyi duzdukten sonra, Ozan'ın da Göcek'e ulaÅŸması akabinde çağırdığımız taksiyle yeni yapılan Marintürk marinasına, teknemiz Ada'ya (Bavaria 38') geçtik. Marina Toruklu, Koruklu, Doruklu veya Poruklu gibi bir sürü ismi olan Göcek'in hemen güney batısında kalan bir koyda. Yeni yapılmış, oldukça güzel, ultra-modern bir marina, lakin henuz yapi calismalari tamamlanmamis. AkÅŸamdan varmak tekneye çok güzel oldu, netekim güzel bir muhabbetten sonra rahat rahat yattık uyuduk.

Ertesi sabah aldigimiz brifingden sonra marinadan ayrilip alisveris icin Gocek Belediye iskelesine yanastik. Alisveris ve Sariyer borekcisinde ogle yemegi derken Gocek’ten cikmamiz 13:00 u buldu. Demek ki bir gece onceden bile varinca sabah erken cikmak pek olasi olmuyor. Bu gun (25 Aralik), hava durgundu ve Poseidon’a gore yarina kadar da boyle kalacakti. Biz de tum gun motor basacagimiza vakitlice Buyukaga koyuna (kizilkuyruk koyu olarak da geciyor) pruvamizi verip 14:30 gibi koyun dip tarafina demirledik ve guneydeki kiyiya koltuk aldik. Bugunku yanasmalar, bu konudaki tecrubesizligimiz goz onune alindiginda, oldukca temiz olmustu. Bu koya gelisimizin sebebi, bu yerden Lydae antik kentine en kisa mesafee gidilebilmesiydi. Ayrica, teknede uc eski ODTU arkeoloji toplulugu veterani ve bir naturalist dururken karaya cikip kesif yapmamak olmazdi. Biz de kameralari ve giysilerimizi dingiye yukleyip yuzerek ve dingiyi yanimizda cekerek koyun plajina cikartma yaptik. Buyukaga koyu plajindan Lydae ye dogru –hic durmazsaniz- 30 dakikalik bir tirmanis ile kente variyorsunuz. Bu yolda durmamak olmaz, zira manzara harika ve arada bir durup fotograf cekmek gerekiyor. Yol plajdan sonra once kuzeydoguya dogru tepenin yamacindan ilerliyor. Tepenin ustune yaklastikca yol da batiya kivriliyor. Bu noktadan itibaren yoruk kulubelerini ve kecileri gormek mumkun. Batiya dogru ilerledikce buyukce, kesme tastan yapilma yapilar goze carpiyor, bunlar Lydae’nin bulundugu platoya tepeden bakan uc mezar yapisi, ya da “heroon”. M.S. 1. Yuzyilda, yani Roma imperatorlugu zamaninda burada yasayan, olasilikla kenti yoneten zengin bir ailenin uyeleri icin yapilmis. Bu heroonlarin oldugu tepe asildiginda, karsiya cikan manzara etkileyici, sanki bir Karadeniz yaylasindayiz. Daglarla cevrili bir plato, oraya buraya serpilmis sarniclar, tapinaklar, ve yoruk evleri… Dunyanin hicbir yerinde teknenizle en guzelinden bir koya demirleyip 30 dakikalik bir yuruyusle boylesi bir antik mekani ziyaret edemezsiniz, bu kombinasyon sadece Anadolu’nun guneybati kiyilarinda (Likya ve Karya) kiyilarinda vardir. Bu kalintilari beraber analiz ederken teknenin naturalisti Erol da antik mekanlardaki taslar uzerindeki liken ekolojisinden bahsetti. Su Gocek’te bir enstitu kursak da gelip yerlessek dilekleri arasinda 17:00 gibi asagiya inip yuzerek tekneye donduk. Aksam monude mantarli soslu makarna ve kirmizi sarap vardi. Akabinde purolarimizi (en ucuzundan) yakip keyfimize baktik.





Cumartesi gunu saat 7:00 gibi koltuk halatini cozup demir aldik ve yola ciktik. Istikamet ruzgar yoksa Ekincik koyu, varsa Serce koyu ya da Bozukkale. Sabahin ilk saatlerinde 3-5 knot ruzgar var gibi ama giderek artiyor. 7:50 de Kurdogu burnunu bordalayarak Fethiye korfezinden cikiyoruz, artik Marmaris-Rodos arasindaki denizdeyiz. 8:30 gibi yelkenleri actik, ruzgar tahminlerde oldugu gibi guney-guneydogudan. 9:10 itibaryle 5 knot gibi bir hiza ulastik, 260 dereceye dogru gidiyoruz. 10:25’de ruzgar 14 knota ulasti, hizimiz da genis apazda 6.5 knot u buldu. Saat ogleni gecince ruzgar biraz kalir gibi oldu, biz de artik gitmisken Serce ya da Bozukbukune kadar gidelim diyerek motoru actik, hem de servis akusunu sarj etmis olacaktik. Bir saat kadar sonra motoru durdurup yelkenle yola devam ettik, boylece 16:00 gibi Bozukkale onlerine geldik. Onceden serce limanina girmeyi dusunmustuk, ama Loryma kalesini gezeriz diye Bozukbukunde karar kildik. Bu siralarda, ruzgarin siddeti de artiyordu. Netekim Bozukbukunun muhtelif taraflarina demirledik ama ruzgarin siddeti ve yanasmamizin icimize sinmemesi nedeniyle demir toplayip baska bir yer baktik. Pilot kitaplarda kalenin hemen dibindeki iskele en kapali yer olarak geciyor, ama bizin tecrubemize gore en fazla ruzgar alan yer orasiydi, hem de iskele pek gozumuze saglam gorunmedi. Ayrica hava guneydogulu oldugu ve Marmarisin batisindaki koylar genelde guneydoguya acik oldugu icin Bozukbuku de ruzgar ve dalga aliyordu. En sonunda, koyun en dibindeki iki plaj arasinda kalan kayalara dogru yanastik ve 50 metre kadar demir serdik. Kiyidan da kayalara koltuk aldik. Bu konfigurasyonda ruzgari pruvadan aliyorduk ki artan ruzgara karsi en guvenli yol olarak bunu gormustuk. Geceyi ikiser kisi sirayla vardiya tutarak gecirdik. Sonradan dusununce, once Serce limanina gidip oradaki ruzgar/dalga durumuna gore Bozukkaleye gelmek daha makul olacakti…




Sabah 5:30 gibi ruzgar 20 knotu bulmus, artik palamar halatimiz suda yuzer hale gelmis, derinlik de ilk haline gore 0.5 metre kadar dusmustu (2.4 metre). Biz de herhalde artik bu demire pek guven olmaz deyip palamari cozduk, demiri topladik. Iceriyi neta edip koyun disina gece karanliginda ciktik. Bekledigimiz gibi denizler hareketlenmis, ruzgar siddetliydi. Orsa seyirde birkac tramola atarak guneydoguya, Kadirga burnuna dogru gunun ilk isiklarinda ilerledik. 7 knot gibi ortalama bir hizla burnu bordalayip, apaz seyirle Marmarise dogru dumen kirdik. Yildiz adasini bordalayip Marmaris korfezine girdik, burada da deniz oldukca kabarikti. Saat 13:00 gibi Marmaris Netsel marinaya tekneyi yanastirdik, siddetli ruzgar esliginde biraz stresli bir yanasma olduysa da hemen carsinin girisindeki okulun arkasindaki iskenderciye giderek stres attik. Normalde vejetaryen olan teknenin naturalisti Erol’un birbucuk iskenderi afiyetle yemesi gozlerden kacmadi. Bu aksam ekipten uc kisi evlerine dondu, pazartesi sabahi ise yeni ekip (Yalin, Tugba ve Koray) Ada’ya ulasti.





Pazartesi hava yagmurlu, ruzgar siddetli idi. Ogleye kadar havayi beklemeye, bu sirada alisveris yapmaya kadar verdik. Marinadan aldigimiz hava tahminine gore saat 14:00 gibi ruzgar azalmaya baslayacakti, hakikaten de o saatte hava yumusar gibi oldu, biz de marinadan cikis yapip Marmaris korfezine ciktik. Hedefimiz o geceyi Gerbekse koyunda gecirmekti. Lakin hava birakin kalmayi, 35-40 knotlardan tam da kafadan esiyordu (guneydogulu). Biz bir de acikta hava nasildir diyerekten orsa seyirde Marmaris korfezinden ciktik. Denizler iyice kabarmisti, Dalgalar 2-3 metre, ruzgar 30-35 knot. Biraz daha boyle gidelim, belki hava diner derken, dalganin biri ustumuzde patladi, ya da tekne bir dalganin icine girdi diyelim. O sirada dumende olan bu satirlarin yazari birkac saniyeligine sadece su gordu etrafinda! Bu sirada kimse bir yere de bagli degil, neyse ki kimseyi dalga alip goturmedi, bu bize ders olsun. Bir muddet sonra, Tugba geri donelim diyerek en dogru hareketi yapti, zira digerleri geri donme teklifini yapmayi delikanliliga sigdiramiyordu galiba. Marmarise apaz seyirde geri donduk. Baya islak gecen bu kisa seyir sirasinda tek tesellimiz hava ve su sicakliginin makul seviyelerde olmasiydi. Geceyi yine Netsel marinada gecirdik, bu hava kosullarinda belediye rihtimina da yanasmak pek akilci olmazdi. Marinaya baglaniktan sonra hava bardaktan bosanircasina yagmaya basladi, ruzgar iyice kuvvetlendi, ardindan da hava kaldi zaten. Demek ki firtinanin “gozu” Marmarisin ustunden gecerken biz de seyir yapmaya calismisiz, aferin bize. Tum bunlara ragmen bu kisa seyirden epeyce keyif aldik. Aksam da marmaris carsisinda kunefe ve baklava yiyerek dalgalara harcadigimiz enerjiyi geri kazandik. [ Burada belirtmek gerekir ki Netsel marina bizden gecelik 44 Euro aldi ama pontonda elektrik bile yoktu. Cozum olarak bizi baska bir pontona almak istediler, ama gece karanliginda buna pek yanasmadik. Ertesi sabah ise pontona kabloyu yeni cekiyorlardi. ]



Seyrin geri kalaninda hava da, ruzgar da kelimenin tam anlamiyla mukemmeldi. Sali gunu oglene dogru yola cikip Ekincik koyuna dogru genis apazda kuzeyli 10-15 knot ruzgarlarla rahat bir seyir yaptik, koyun dip tarafindaki plajin aciklarina demirimizi attik. Yalinin yakalamis oldugu palamutu Koray makarna sosuna katik etti, rakimizla beraber konserve pilaki ve yaprak sarmayla kendimize bir ziyafet cektik. Biraz dinlendikten sonra geceyarisinda tekrar demir alip Ekincikten ciktik, 30 aralik sabah 05:00 gibi Kurdoglu burnunu harika bir seyirden sorna bordaladik. Kurdoglu burnunun karantisinda hava biraz kaldiysa da, Fethiye korfezinin icinde ruzgar vardi ve gun dogarken orsa seyrinde Yilancik adasina dogru ilerlerdik, ardindan birkac tramola ile tersane adasi ile domuz adasi arasindaki bogazdan cikip Skopea Korfezi (Gocek denizi) ne girdik. Tersane koyuna sabah 09:00 gibi demirleyip guzelce bir kahvalti yaptik. Aksamustune kadar koyda kalip dinlendik, kahve ictik, yuzduk ve karayi kesfe ciktik. Saat 16:00 gibi de mazotumuzu alip Marinturk’e tekneyi teslim ettik.


Birkac soz de tekneyle ilgili edelim (ADA, bir Bavaria 38): genelde cok memnun kaldik, performansli bir tekne. Ozellikle sert havalarda farkini goruyorsunuz. Sahsen tekrar cikmak isterim bu tekneyle.



14 Aralık 2009 Pazartesi

Kurban bayramına yakışan bir seyir

Bayram'da çok yakışıklı ve bol balıklı bir seyir yaptık. Tuttuğumuz derya kuzularını Poseidon'a kurban ettik ve etleri ahaliye dağıttık. Eh geminin ahalisi çok kalabalık olmayınca kişi başına epey et düştü :)

Az laf, çok görsel diyorum. Zira uzun yazı kaleme alacak vakit ayıramadım, tayfa da çok tembel çıktı bu konuda. Buyrun bakam.

İlk gece Göcek'ten çıkıp olabildiğince batıya gitme niyetiyle uzun bir seyre başladık. Sabah gündoğumunu takiben balıkçının oltası suya boş girdi, dolu çıktı.


video

Bu lambuka'nın ardından bir de aynı boyda bir palamut aldık. Belki de orkinos yavrusu veya torik ama biz ona aramızda palamut diyelim. Akşama doğru Hisarönü Körfezi'ndeki Boncuk Koyu'na demirledik ve fırında balık buğulama ile şenlendirilmiş sofra-i şahanemize kurulduk.
















Ertesi günü Selimiye Koyu'na geçtik. Şu anda kapalı olan Girit Pansiyon'u gördük. Belki bir gün orada Sadun Boro, Haldun Sevel ve Çetin Kent ile buluşmak nasip olur diyerek teknemize çekildik. Teknede ise yeni bir eğlence bizleri bekliyordu: Poker! Seyir yapmadığımız bu geceyi poker oynayarak neşelendirdik. Kumarda kaybeden aşkta kazanır mı onu da test ettik :)






























Sabah gündoğumundan önce yola çıkarak Marmaris'i hedefledik. Ve güneş bize balıklarımızı getirdi yine. Meğer bizim önceki seyirlerde balık tutamamızın nedeni gündoğumu saatlerini kaçırıyor olmamızmış :)


video

Günün balıklarını fotoğraflamayı ve ölçmeyi ihmal etmedik.Rekor 47 cm.







































Tabi balıkçıların neşesi de doruktaydı:







































Gerçi neşelenmek için balığa ihtiyacımız yoktu o ayrı mesele :)




















Marmaris'e yaklaşırken:

video

Son gece ise Marmaris'ten Göcek tersane koyuna yine gece seyri. İyice doyduk gece seyrine. Bi de şansımıza dolunay vardı hep, yarı aydınlık gece seyirleri.. Son sabah artık oltayı atmadık suya, yiyemeyeceğimiz balığı tutmayalım diye :)

Son günü ise sabahtan akşama Tersane Adası Koyu'nda atıştırarak, güneşlenerek, yüzerek, kürek çekerek ve treking ile geçirdik. Son sözü koy söylesin. Berraklığını ve huzurunu bize anlatsın:

video

08 Aralık 2009 Salı

Sene sonu icin isinma turlari ya da Kutuplardan gelen soguk hava dalgasi

Evet apazlama ahalisi! Sene sonu yaklaşıyor. Biz de sene sonu seyri için ısınma olması açısından bu hafta sonunu buzlanma, kar olasılığı demeden denizde geçirmeye karar verdik ve Cuma akşamı buz tutmuş ve çok kaygan bir iskeleden ay dogduktan bir yarım saat sonra kadar ayrıldık. Güverte de buzdan nasibini almış ayağın kaymadan yürümek mümkün değil. Bu sebepten acaba doğru mu yapıyoruz gecenin bir vakti bu buzda seyire çıkmakla diye düşünmedim değil. Ama yola devam. Bu kadar gelmişiz...

Saat 9 gibi (sanırım) havuzlardan tuzlu suya çıktığımızda yaptığım ilk iÅŸ denizden kovayla su çekip güverteyi tuzlu suyla ıslatmak oldu. Böylece en azından buzlanma sorununu çözdük. Rüzgar bir kaç saattir kuzeyden 13-15 knot civarında esmekteydi, o yüzden deniz biraz dalgalıydı. 15 knot rüzgar tam bizim Charlotte’ın Cenoasına göre hava, ama hem karanlıkta (ay ışığına raÄŸmen) dalgaları göremediÄŸimizden hem de genel olarak temkinlı olamk açısından gece gece 100% flok yelkenle ana yelkeni bastık. İstikamet kuzeybatı, krepçisiyle ünlü Kingston kasabası. Dalga var dedim ya, yelkenleri hissa et, aÅŸağıları neta et derken havuzluÄŸa gelip oturduÄŸumda midem allak bullak olmuÅŸtu artık. AÄŸzıma sürekli iskelede bizim tayfayı beklerken yediÄŸimin kuru kayısının (Türk Malı) tadı geliyor ve daha da çok midemi bulandırıyordu. Tavsiye etmiyorum seyirden önce yarım paket kuru kaysı yemeyi, özellikle de dalga boyu 1 metreye yaklaşıyorsa. Herneyse saat 10:00 civarı rüzgar ÅŸiddetini arttırmaya ve saÄŸanaklar halinde gelmey baÅŸladı. Benim vücudum midedeki kayısılarla mücadele ede dursun dümende de Whitney göremediÄŸimiz dalgalara göre dümen tutmaya çalışıyordu. Rüzgar da bu arada 20 knot’a kadar çıkmıştı. Böyle böyle gece yarısı Kingston önlerine vardık. Yarı uykulu ve yarı bilinçli bir halde bumbayla giriÅŸtiÄŸim garip bir dans sonucunda ana yelkeni indirmeyi ve baÄŸlamayı baÅŸardığımda kayısılar zaferlerini ilan etmiÅŸlerdi (bu zaferleri sonucu özgürlüklerine kavuÅŸtular- ben de iç huzuruna).

Nihayet Kingston’a vardığımızda Kingston yat klubünün bizim için özel ayırdığı slip’e baÄŸlandık. Flok yelkeni gece buz tutmasın diye katlayıp iceri aldık, güverteyi neta ettik ve elektriÄŸi baÄŸlayıp ısıtıcıyı çalıştırdık. Klupten birinin ödünç verdiÄŸi bu seyyar ufak ısıtıcı baya iÅŸe yaradı doÄŸrusu. Yemek yiyip yatmamız gece 2’yi buldu herhalde.

Ertesi sabah 8:30’da yorgun ve argın bir ÅŸekilde uyandık. İlk iÅŸ olarak marinaya elektrik için borçlu olduÄŸumu 3 dolares’i ödedik ve doÄŸrudan krepçinin yolunu tuttuk. Bu krepçi gibisi yok valla buralarda, Mustafa da bilir. Pil almak için kasabanın tek marketine yürüyüp döndükten sonra saat 11:00 gibi iskeleden ayrıldık. Baya bi oyalanmışız yani. Rüzgar kuzeyden 10-12 knot esmekte. Bir süre orsa seyrinde kuzeye doÄŸru seyrettikten sonra esas planımız olan Port Ludlow’a gitme fikrinden caydım ve rotayı Blake Island’a doÄŸru verdik. Böylece Pazar günü öngörülen kötü havada (20-30 knot rüzgar ve kar ihtimali) daha az yol gitmek zorunda kalacaktık. Rota güneydeki Blake Island olunca, seyir keyifli bir geniz apaz ÅŸeklinde cereyan etti. Hatta bir ara koca bir balon yelken uçurmakta olan 50 feetlik luks bir tekneyle yarışıyorduk (kendileri pupa yelken surunmektelerdı, bizse geniz apazda kavança ata ata- ufak boyumuza ve balonumuz olmamasına raÄŸmen yetiÅŸiyorduk- taki onlar da Seattle’a doÄŸru geniÅŸ apaz gitmeye baÅŸlayıncaya kadar. O zaman tozumuzu attırdılar). Bu sırada teknede Türk kahvesi yapmanın incelikleri konulu tezimi de tamamlama imkanı buldum. Tam West Point’i geçmiÅŸ Seattle ÅŸehrinin merkezinin bulunduÄŸu Elliott Bay’e girmekteyken rüzgar 18 knot’a kadar çıktı. Hal böyle olunca daha da geniÅŸ apazda hızımızdan bir sey kaybetmeden (ortalama 7 knot yaparak) daha dogrudan bir rotayla Blake’e vardık (saat 3:45). Havanın sıcak ve güneÅŸli olduÄŸu günlerde baÄŸlanacak yer bulunamayacak kadar kalabalık olmasına alıştığımız küçük marina bomboÅŸtu- bizden baÅŸka iki tane motor yat vardı sadece. Güvertenin neta edilmesinden sonra ısıtıcıyı çalıştırıp sahilde ufak bir gezinti yaptık. Sonra da tekneye dönüp akÅŸam yemeÄŸi yedik, bir daha türk kahvesi ve akabinde ucuz ÅŸarap derken çok geç olmadan yattık.

Ertesi sabah 8:00 kalktığımda rüzgar kuzeydoÄŸudan 25 knot civarı esmekteydi. Eh biz de bunu bekliyorduk zaten. Kahvaltıdan sonra adanın etrafında ufak bir hike’a çıktıktan sonra saat 10 gibi tekneye geri geldik. İlginçtir bu iki saat içinde rüzgar tamamen dönmüş, güneyden 12 knot civarı esmekteydi. Bundan iyisi Åžam’da kayısı (hayır!!) diyerek hemen yola koyukduk. Rüzgarın ya kalmasından ya da kzueye dönmesinden korkuyorduk, çünkü daha o sabah radyodan dinlediÄŸimiz öngörü kuzeyden sert rüzgar yönündeydi. Ama rüzgar dönmedi, bütün seyir 12 ila 15 knot arası rüzgarda geniz apazda geçti. Hal böyleyken Shilshole’a vardığımızda saat 2’iydi. Havuzlardan pek beklemeden geçip iskelemize döndüğümüzde saat 3:30’u bulmuÅŸtu. Ne kardan eser vardı ne de kuzeyli sert ruzgardan. Hava gün boyunca giderek soÄŸuyup bir taraflarımızı dondurduysa da seyirin keyfine diyecek yoktu. Genel olarak bütün seyir boyunca Puget Sound’un dört bir yanındaki karlı daÄŸlar muhtemeÅŸem bir manzara oluÅŸturdu. Bu kadar keyifli bir seyirden sonra da diyebilirim ki sene sonu seyrine hazırım.

haydindi saglicakla
Çağlar

19 Kasım 2009 Perşembe

Hey babalar be!

Bazılarınızın gözlemlediği üzere bir süredir, uzun süreli ve maceraperest deniz/okyanus seyahatlarine nasıl katılınır konulu tezimi hazırlıyorum :) Karşılaştığım ilginç bir bulguya dikkatinizi celbedeceğim:

Bu amcalar dünyanın birkaç köşesinde birden yelkenli tekneler ile maceraperest turlar düzenliyorlar. Siteyi GoogleTranslate ile inceledim, zira Almanca! En çok üzüldüğüm 22 Kasım'da Atlantik geçişine başlayacak bir tekneye katılmak içi geç kalmış olduğumdu. Ve ne yazık ki Nisan'a kadar Atlantik geçişi yok başka. Ama zilyon tane seyir var o ayrı. Bu arada amcalar Horn Burnu seferleri de düzenliyorlar, hatta Horn'dan Antarktika'ya gidip gelme turunu gördüğümde dibim düştü. Fiyatlar da astronomik değil. Horn burnu harici etkinliklerin fiyatı 4 haftalık (okyanus geçişi) 3000 Euro, 2 haftalık 1250 Euro, haftalık 500-600 Euro dolayında. Bir sorun olasılığı var yalnız: eğer kaptan ve tayfa hep Almanca konuşan bir seyir ekibi oluşursa nice olur halimiz :)

Bir efsane: Aloa 27 :)

Buyrun bakalım, Alper Kaptan'ın elinden, aşina olduğumuz kıyılarımızın enstantaneleri ile bezenmiş, sanatsal, rahatlatıcı, "ah o gemide ben de olsaydım!" dedirten bir klip. İyi seyirler..

video

13 Kasım 2009 Cuma

Seattle - Friday Harbor Video

video

04 Kasım 2009 Çarşamba

Lambuka lambuka!

Sezon kapanışında yapılan bir Göcek seyir etkinliÄŸi ile tekrar karşınızdayız. Üç kiÅŸilik mürettebatımız (Yalın, Koray ve Özgü) ve sayımıza uygun boyu ile gönüllerimizde taht kuran ceviz kabuÄŸu Aloa 27 teknemizle rüzgarı, güneÅŸi ve balığı bol bir seyir geçirdik. Elektrikle çalışan, motor hariç bir parçası olmadığından arıza yaÅŸamak da pek mümkün olmayan ceviz kabuÄŸumuzda stressiz bir etkinlik yaptık. Bununla beraber, yelken deneyimi olarak büyük bir tekneyi de hiç aratmadı. Aksine, her gün güzel rüzgar yakaladığımız ve az kiÅŸi olduÄŸumuz için yelken açma/kapama ve manevralarda herkese bol iÅŸ düştü. Bununla da kalmadık, tek kiÅŸi veya iki kiÅŸi koylara giriÅŸ ve çıkışlar nasıl yapılır, yelken manevraları nasıl kotarılır gibi egzersizler de yaptık. Tüm bunlar bir etkinliÄŸi güzel kılmaya yetmezmiÅŸ gibi bir de çektiÄŸimiz sırtı ile yakaladığımız ve ismini sonradan öğreneceÄŸimiz 50 cm.’lik lambuka bizi zevkin doruklarına taşıdı.

1. Gün

29 Ekim sabahı vardığımız Göcek’te her zamanki tekneye yerleÅŸme, alışveriÅŸ ve yani baÅŸlayanlar için (Özgü) tekne ve yelken brifingi verme iÅŸelerini yaptık. AlışveriÅŸ için önce Budget Sailing ofisinin arkasında yeni açılan Carrefour’u denedik ama kısa sürede hem çeÅŸit azlığından hem de fiyat yüksekliÄŸinden sıkılarak alışveriÅŸi yarım bıraktık. Yine de o ana kadar sepete atmış olduklarımız Carrefour’un yanına kar kaldı. Migros’ta tamamladık alacaklarımızı. Ardından sırtı çekmek için bir olta takımı almaya gittik. İki tane tecrübesiz Koray ve ben, baÅŸarılı bir takımın nasıl olacağına iliÅŸkin spekülasyonlar yaparak ve fiyatı da abartmamaya çalışarak 30 TL’lik ekipman aldık: Bir hazır yalancı balıklı takım, esktra olarak Koray’ın gözüne kestirdiÄŸi bir yalancı balık ve birkaç ağırlık. O anda olacaklardan tamamıyla habersizdik..

Kahvaltı+öğle yemeÄŸi klasiÄŸi olarak kıymalı ve peynirli börekleri de mideye indirdikten sonra tekneye dönüp 13:00 ‘vira demir’ dedik. Tabi o lafın geliÅŸi, aslında iskeleden ayrıldığımız için ‘abi sen palamarı suya bırakınca biz kıç halatlarını boÅŸluyor ve yol veriyoruz, ok mi?’ dedik.



Mürettebat

Fethiye Körfezi’nde güzel rüzgarda biraz yelken yaptık ve oltamızı denedik. BaÅŸarı elde edemedik ve ertesi gün yalancı balığı ve ağırlığı deÄŸiÅŸtirmeye karar vererek topladık. O anda halen olacaklardan habersizdik.

Daha önce gecelemediÄŸimiz koylardan biri olan körfezin kuzeyindeki Katrancı Koyu’na gittik ve bazı ailelerin piknik yaptığı kumsalın önüne demirleyip kıçtan kara yaptık. Gece rüzgarın yön deÄŸiÅŸtirip demirin tarama ihtimaline karşın saatte bir kalkıp kontrol etmeye karar verdik. O anda gece ikiye kadar öksürük nöbetinden uyuyamayacağımdan habersizdim. Bileydim ikiye kadar olan nöbetleri alır, diÄŸerlerini Koray’a bırakırdım :)

AkÅŸam yemeÄŸi hazırlıklarında ise etkinliÄŸin ilk ve en büyük ÅŸansızlığı ortaya çıktı. AlışveriÅŸ sırasında tuz ve ayrı ayrı baharatlar almak yerine çeÅŸni almıştık. Tuzu bol olduÄŸundan yemeklere ondan koyarız diye düşünmüştük. Yumurataya, salataya ne koyucaz sorularına ise ‘bundan döküdöküverriz’ diye cevaplayarak konuyu kapatmıştık. Lakin akÅŸam fasulye yaparken Koray çeÅŸniden döküdöküvermesine raÄŸmen yemek bir türlü tuzlanmadı ve yaptığımız teknik incelemelerle karışımın tuz ağırlıklı deÄŸil de sarımsak ağırlıklı olduÄŸuna karar verdik. Saraylara layık sarımsaklı fasulye ve sarımsaklı salatayı (zira kutunun yarısını boÅŸaltmıştık bile) mideye indirdikten sonra en azından saÄŸlıklı bir yemekti diye avunduk ve kutunun üzerine ‘tuz ilave etmeyiniz’ yazdığı için çeÅŸni üreticisine dava açmaktan vazgeçtik.

2. Gün

Sabah güneşlenmesi ve yüzmesinin ardından koydan ayrıldık. Tek kişi tekneyi nasıl çıkarır sorusuna cevap arayaraktan, kıç halatını çözen kişinin tekneye gelmesi, halatı toplaması ve öne gidip çapayı çekip tekneye alması ve ardından yol vermesini denedik. Oldu ve hatta az rüzgarlı havada yelken marifetiyle bile rahatlıkla çıkılabileceğine bol keseden sallamalara bile giriştik.

Kızılada açıklarında faça yelken çalıştık. Faça yelken: Cenovayı ters yönden doldurup ana yelkeni boÅŸlayarak rüzgarı baÅŸomuzluktan alırken yekeyi diÄŸer yöne alabandaya dayayıp tekneyi dengede ve çok düşük hızda tutma. 2-3 bofor havada yaptığımız bu denemede tekne yüzme hızında yol almaya devam etti. Bu gözlemimizi doÄŸrulamak amacıyla Özgü suya girerek sakin tempoda yüzdü ve eÅŸit yol aldığımızı gördük. Ardından Özgü’nün ‘su çok güzel’ beyanatını doÄŸrulamak amacıyla ben suya girdim. Koray da keyfine düşkünlüğünü doÄŸrulamak istercesine havuzlukta kahve içip sigara tüttürdü.


Faça yelken esnasında.

AkÅŸam Tersane Koyu’na gitmeye karar verdik. Ben körfez içindeki güzel rüzgarda yine faça yelken diye tutturdum ve deneme sonucu aynı ÅŸekilde yüzme hızında ilerleme sonucu ile karşılaÅŸtık. OkuduÄŸum kaynaklarda fırtına sırasında teknenin 1-2 knot hız ile geriye kayıyor olduÄŸu yazıyordu. Sanırım bu bilgiyi doÄŸrulamak için fırtına beklemem gerekecek :)

Ne yazık ki parça modifikasyonlarına raÄŸmen, her çektiÄŸimizde, oltamız dımdızlak haliyle sudan çıktı ve biz nerede yanlış yapıyoruz soruları nöronlarımızda tekrar dolaÅŸmaya baÅŸladı. Ve tabiki hala olacaklardan habersizdik…





Ceviz kabuğunun mutfağı, salonu ve tuvaleti (aynı zamanda lavabosu:)


3. Gün

7-8 tekne eÅŸliÄŸinde ve iskeleye baÄŸlanmadan sakin bir gece geçirdiÄŸimiz Tersane Koyu’ndan sabah 9:00 gibi ayrıldık. Tersane Adası ile Domuz Adası arasında uzun boÄŸazdan geçerken, olta ağırlaÅŸtı mı yoksa bize mi öyle geliyor konuÅŸmaları arasında Koray toplamaya baÅŸladı ve ucuna geldiÄŸimizde gördüğümüz yeÅŸil bir derya kuzusu hemen kalp atışlarımızı hızlandırdı. Küçük iÄŸnelerden birine yakalanmış olan palamutu gözümüz görmüyordu bile, en arkadaki yalancı balığa atlayan ve o anda bize devasa gözüken balığa odaklandık. Panik yapmadan hareket ettik, hemen yavaÅŸlamadık çünkü balık bizi geçerek iÄŸneden kurtulabilirdi. Misinayı hep gergin tutarak biraz daha yorduk yeÅŸil kuzuyu. Sonra sakince aldık, hayvancağızda pek hal kalmamış olacak ki doÄŸru dürüst çırpınmadan geldi havuzluÄŸa. Havuzluktaki çırpınmalarına son vermek için gözünün üstünden kafasına bıçak sapladık. O ÅŸekilde hemen öldürebileceÄŸimizi öğrenmiÅŸtik ama pek iyi öğrenememiÅŸiz demek ki hayvan epey acı çekti.



Lambuka! Henüz tekneye almadan önce ve aldıktan sonra gurur içerisinde.


Bu sırada fotoğraf fotoğraf diye bağırırken Özgü imdadımıza yetişti ve gurur kaynağımız olan balıkla pozlar verdik. O anda bütün bilgisiz ve beceriksizliğimizi unutmuş kendimizi balıkçı ustası sanmaktaydık. Daha dün cevap arayan nöronlarımız arasında artık mutluluk sırasında salgılanan narkotik sıvılar dolaşmaktaydı. İstemsiz gerilen yanak kaslarımızla birer Joker oluvermiştik bile. Özgü de o harala güreleye bakıp bunun pek sık karşılaşmadığımız bir manzara olduğunu anlamıştır herhalde.

SakinleÅŸmek için Körfez dışındaki Büyük AÄŸa Koyu’na gidip demirledik, karnımızı doyurup suya girip kendimize geldik ve asıl soru ile karşılaÅŸtık: ‘Bu ne balığı yahu?’. ArkadaÅŸlara balığın fotosunu gönderip internetten araÅŸtırtma planını teknik aksaklıklar neticesinde yerine getiremeyince, Göbün’deki restoranın sahibi Muammer’i arayıp balığı tarif ettik. Sırtı boydan boya yüzgeçli ve yeÅŸil, karnı baÅŸa ve kuyruÄŸa doÄŸru sarımtırak, yassı bir vücut, sudan çıktığında fosforlu mavi benekleri vardı ama ÅŸimdi koyu lekelere dönüştü:( Tam teÅŸhis koyamamakla beraber zehirli bir balık olan balon balığı olmadığını öğrendik en azından. Ayrıca akÅŸam restorana götürüp piÅŸirtmeye karar verdik. Balıklarımızı temizleyip buzun yanına yatırdık.


Ağa Limanı'nın Büyük Ağa Koyu'nda her zaman hayran kaldığımız berrak su!

Göcek Körfezi’ne tekrar girdik ve fırışka rüzgar eÅŸliÄŸinde yelken yaptık. Bir ara kuvvetli rüzgarda ben yine faça yelken deneyelim istiyorum ama Koray ‘yeter be artık’ diye bağırmak üzere aÄŸzını açıyor ve daha ses bana ulaÅŸmadan gelen tükürük zerrecikleri ile hemen ikna oluyor ve fikrimi deÄŸiÅŸtiriyorum :)

Sabırlı olmayıp oltayı tekrar salladık ve ikinci bir palamut daha yakaladık. Artık çok sakin bir ÅŸekilde, yılların balıkçısı edasıyla, bizim yeÅŸil kuzunun yanına meze yapmak üzere tekneye aldık. Oltayı da kaldırdık, yiyebileceÄŸimizden fazla balık tutmamak için. Ben bir ara ‘ikinci bir büyük balık tutsak, onu da restorana verip piÅŸirtme iÅŸini bedavaya getirsek’ diye düşündüysem de çabuk uzaklaÅŸtık bu fikirden. İyi ki de öyle yapmışız zira bizim Kapı Creek Restaurant iÅŸi öyle büyütmüş ki balığa para ödemeye yeltenmezlermiÅŸ bile.

Göbün (ve restoran) sezonun son haftası olmasına raÄŸmen kalabalıktı. Restoran önündeki iskele tamamen, yanlardaki iskeleler de yarı yarıya doluydu. 13-15 tekne vardı yani. Balığımızı gösterip adının lambuka olduÄŸunu öğrendik, meze ve içkiyi onlardan almak ÅŸartıyla anlaÅŸtık. AkÅŸamleyin, bol para bırakan turistlerin doldurduÄŸu sıcak salonda yer bulamayıp, hafif serin salona yerleÅŸtirildik. Mezeler her zamanki gibi güzeldi. Yanına da bir 35’lik YeÅŸil Efe devirdik. Bizim yeÅŸil lambukanın yanına iyi gitti doÄŸrusu. Izgarasını yediÄŸimiz bu balığın tadı damağımızda kaldı. Hatta ben palamutlara burun kıvırıp yemedim bile. Koray saÄŸolsun ziyan olmadı onlar da. Hesap elbette az deÄŸildi ama balığımızı getirerek 30 ila 50 TL az ödedik diye hesapladık önceki tecrübelerimizle karşılaÅŸtırarak.

Gece benim öksürük nöbetim yine geldi. Boğazımdaki bir rahatsızlık gece olunca azıyor ve istemsiz öksürmelerle uykuyu bana haram ediyordu. Bal, ballı süt, boğaz gargarası gibi çeşitli şeylere denememe rağmen önünü alamadım. Hayır kendimden geçtim, teknede uyuyanları uyutmayacağım diye endişeliyim bir yandan. O akşam da Koray içerde yatıyor benim gibi. Neyse sabah öğrendim, uykusu bölünmeden horlama ve sesli gaz salınımı yapabilen Koray arkadaşımız zaten benim öksürme seslerimden zerre kadar etkilenmemiş bile. Ben öksürmüyor olsaydım onun seslerinden etkilenir miydim, bu soruyu cevapsız bıraktık :)

Uykusuz geçen saatler bana kitap okuma olarak döndü, Bernard Moitessier’nin 1969’da Güney Okyanusunda tek başına yaptığı seyrin tasvirleriyle hayal kurdum. Buz daÄŸları, göçmen kuÅŸ sürüleri, yunuslar, geceleri denizin ve göğün yaptığı ışık gösterileri..

4. Gün

Kahvaltıyı müteakip Göbün’den ve Göcek Körfezi’nden çıktık. Rüzgarı beklemek için Küçük KapıdaÄŸ Yarımadası’nın güney doÄŸusundaki geniÅŸ koya girdik. Aslında burası tam Göbün’ün arkası oluyor ve kumsala yüzünce farkettim ki daha önceki bir seyirde Göbün’de bir sabah yürüyüşünde buraya gelip yüzmüştük, hatta keçileri olan Ramazan’la muhabbet etmiÅŸ, keçi yavruları ile oynamıştık.



Bir gece bir gündüz manzarası. Bilin bakalım hangisi gece?

Fethiye tarafı kapkaranlık ve yaÄŸmur altında gözümüzün önünde iken, biz güneÅŸlenip denize girdik. 12:15’te demir alıp Fethiye’deki karaltıya doÄŸru yol almaya baÅŸladık, çünkü tekneyi orada teslim edecektik. Rüzgar kısa zamanda çıktı ve 3.5 saat sürecek ve Fethiye’de Ece Marina’nın önüne kadar bizi taşıyacak kesintisiz yelken seyrine baÅŸladık. Her ne kadar Güney Okyanusu deÄŸilse de güzelliklerle dolu bir seyirdi. Kolayımızda gelen rüzgar, tam dolu yelkenlerle apaz seyri, havuzlukta uzanarak yeke tutma. Rüzgarı hissederek, suyun teknenin altından kaymasını ve hatta hızımız nedeniyle pervanenin dönmesini dinleyerek, denize karşı deÄŸil de denizle bütünleÅŸerek yapılan bir seyirdi.

Bu arada Özgü’nün yaptığı makarna ve yanındaki harika sosu da yiyerek midemize bayram ettirdik. Ece Marina’da pontona ve mazot istasyonuna yanaÅŸmaları yine tecrübe hanesine yazdırdık. Dört günde 16 TL’lik mazot yakmışız bu arada. DuÅŸ alma, hesap kitap, eÅŸyaları toparlama iÅŸlerine giriÅŸtik. Hava karardıktan sonra tekne ile gelen Hasan Kaptan’ı karşıladık. Onunla ve ceviz kabuÄŸumuzla vedalaÅŸarak marinadan ayrıldık.

Yazı: Yalın Baştanlar
Fotoğraflar: Özgü Nursal

25 Ekim 2009 Pazar

Friday Harbor Manisi *

Friday Harbor'un dibi kumluk
Çeşmesi akar oluk oluk
Ben isterim yarim gelsin yanıma
Sarılalım yatalım gitsin soğuk

San Juan Kanalı'nın deniz ayıları
Karışık denizde avlar balıkları
Benim yarım Viyana'da kalmış
Düştüm hasrete boşladım iskotaları

Puget Sound'un akıntısı bol olur
Yazın gecesi ayaz olur
Teknemin yelkenleri dolsa da
Sisten dümen tutmak zor olur

Yarimin saçları lüle lüle
Çıkmaz aklımdan bir an bile
Hadi gel açılalım denizlere
Mehtabı tekneden izlemeye

Mustafa der rüzgar apazda
Çağlar içeride zıbarmakta
Çiğdem çıtlatmasak akşam
Hasretinden düşerim hasta

* mustafa ve caglar Friday Harbor marina'da bir aksam cigdem citlatmaktayken martilar tarafindan teblig edilmistir.

20 Ekim 2009 Salı

Maceraperest ve akıllı bir çocuk

21 yaşında, Malta dolaylarında Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi, 35 feet'lik kendi teknesi var. Yaz aylarında uzun mesafeli, okul zamanı da kısa mesafeli seyirler yapıyor, ve teknesine misafir kabul ediyor. Tabi babasının hayrına değil, para karşılığı. Akıllı sıfatı da buradan geliyor zaten :) Maceraperest sıfatı ise yaptığı seyirlerde konforu ve turistik zevkleri degil de mümkün olduğunca yelkenle yol almayı ve uzun yol yapmayı ön planda tutmasından kaynaklanıyor. Yani, yüzme güneşlenme sevdalısıysanız zaten hiç gelmeyin diyor.

Kendi kiraladığımız teknelerle yapamadığımız seyirleri, örneğin Sicilya-İspanya ya da Malta-Türkiye bu veledin teknesine konuk olarak yapabiliriz. 3 günlük bir Israil-Marmaris seyrine 500 Euro verdiğimizi hesaba katarsak, bu tarz bir seyrin haftasına 250-300 Euro vermek makul bile sayılır. Aklımızda bulunsun. Sayfasını inceleyin vakit bulursanız: Manuel Cruises :)

19 Ekim 2009 Pazartesi

Clipper Ventures: Haydi okyanus yarışına!

Herşey, bir derginin bir satırında biri hakkında 'Clipper Round the World yarışı eğitmenliği yapıyor' denmesi ile başladı. Ve olaylar gelişti :)

Sir Robin Knox-Johnston'ın kurduğu bir firma imiş bu Clipper Ventures. Firmanın yaptığı esas iş dünya etrafında yapılan yarışlar organize etmek anladığım kadarıyla. Kendi adıyla düzenlediği bir yarış ise Clipper Round the World yarışı. Etaplar halinde düzenlenen ve dünyayı dolaşan bu yarış yaklaşık bir yıl sürüyor. Bir nevi, adı fazla duyulmamış bir Volvo Ocean Race diyelim. Benim ilgimi çeken kısmı ise bu yarışa katılmak için bilmem ne kadar tecrübeli yarışçı olmak gerekmiyor, hatta doğru dürüst bir yelken tecrübesi bile gerekmiyor! Vallahi sayfalarında öyle yazıyor.. Yarışa dahil olmak için bir başvuru paketi isteyin diyor. Ben de öyle yaptım :) Henüz paket elime ulaşmadığından daha fazla bilgi edinemedim, o yuzden bundan sonra yazacaklarım tahmine dayalı.

Şimdi işin esası paraya dayanıyor yine. Katılımcılar para ödeyerek yarışıyor olmalı ki firma para kazansın. Artı, katılım sayfasında da belirttiği üzere katılımcılar eğitime tabi tutuluyor. Tabi bu eğitimin de anlamlı bir fiyata verildiğini tahmin etmek zor değil. Ama İngiltere bazlı RYA sertifikasyon sistemi ile bir bağlantısı var, yani verilen eğitimin genel geçerliliği var denilebilir. Özetle, para karşılığı bile olsa böyle bir eğitim ve tecrübe yaşamak çok güzel olurdu. Şu anda belki hiçbirimiz buna ne para ne zaman ayıracak durumdayız ama aklımızın bir köşesinde bulunsun derim ;-)

Asıl yapacağım yarış teklifi ise şu: 2009-2010 yarışı bir ay önce başlamış ve devam ediyor. Tıpkı VOR gibi internetten oynanabiliyor, hem de aynı arayüz ile. Eğer gaza gelirseniz yine beraber oynayalım derim. Ne dersiniz?

04 Ekim 2009 Pazar

Foulweather Bluff

Selamlar,

Kendimi Atlantik'te o dalgadan bu dalgaya sekerek ucarken bir gece kendini bilmez bir yatin yelkenine carpip guverteye dusmus ve havaya bakip "peki simdi ne olacak?" diye dusunmekte olan bir ucan balik gibi hissettigim bu gunlerde, en azindan kafami dagitmak amaciyla olsun, dunku sahane yaristan bahsetmek iyi olur diye dusundum. Netekim, hakkaten kisa ama sahane bir yaristi.

Sabah 5:30'da ordek gibi otmekte olan alarmla uyandigimda ilk aklima gelen onceki gun okudugum hava tahmini. Hic ic acici degildi, 0-5 knot sabahtan, 10-20 knot ogleden sonra. genelde hava tahminlerinin alt limitleri gercegi daha dogru yansittigindan kalkip sabahin 6:30unda teknede olmaya degermi diye baya bir dusundum kahvalti sirasinca. En sonunda, gun boyunca yapacak daha iyi bir isim olmadigi ve bir yerlerde dikilip duracaksam bir teknede dikilip durmanin (ki teknede hic bir zaman dikilip durulmuyor ozellikle de bir yarista), daha iyi olacagini dusunerek bisikletime atladim ve 6:30da marina'nin kapisinda buldum kendimi.

Teknemiz, namiyla Magic Button (Cal 39'), Stomp Dancer'da da beraber yaristigimiz Greg'in dort senedir yarismakta oldugu bir tekne. Bu sabah da marina'nin kapisinda Greg'le karsilastik. Al, ki kendisinden sonra biraz daha bahsedecegim, teknede hazir ve nazirdi ve hic beklemeden motora yol verdik. Netekim saat 8'deki "skipper's meeting" Edmons Marina'daydi (yaklasik 70 dakikalik yol). Teknenin kaptani ve sahibi Jim ve ekibin geri kalani bizi orada beklemekteydi. Ruzgar kuzeyden 5-6 knot civari. hava soguk, artik yaz bitti.

Skipper's meeting falan fesmekan derken, saat 10:00'a 10 kala baslangic cizgisindeydik. Saat 10:20'da bizim bulundugumuz sinif start aldi. Rotamiz Edmons'un hemen kuzeyinden, once Foulweather Bluff acigindaki dubayi sancakta birakarak donup, oradan Whidbey ada'sinin guney ucundaki Skagit head dubasini yine sancakta birakip baslangic cizgisine geri donmek. Toplam asagi yukari 23 mil kus ucusu. Baslangicta ruzgar 10-12 knot civari, Dacron 1 numara cenoa'yla basladik, aklimizda gecen seneki yarisin oykuleri (Foulweather Bluff yaklasik 30 senedir her sene yapilan buralarin en gozde yarislarindan biri. 2008'deki yarista hukum suren 35-40 knotlik ruzgarlar hala iyi hatirlanmakta). Start'tan hemen sonra Magic Button, Here 'n Now ve Discovery tekneleri ondeki grubu olusturmaktaydi. Here'n Now 29 feetlik gorece ufak bir tekne ama hizli kerata. Baslangictan 15-20 dakika sonra birazdan gelecek saganaklarin habercisi olan kararsiz ve hafif ruzgarlarin oldugu bir bolgeye girdik. Bu sirada Discovery bu kararsiz ruzgarlari bizden daha iyi kullanip aramiza baya bir mesafe koydu. Tam biz cenoayi desigtirip yerine daha hafif bir 1 numara takacakken, ruzgar nihayet artmaya basladi, ve bizim hafif yelken gerisin geriye kabine yollandi. Az sonra kabinden 2 numara cenoa geldi, ve greg'le ben on guvertede bu yelkeni takip hissa ettik. Ruzgar bu sirada 18-20 knot'i bulmustu artik. Daha once bu kosullarda (bir de Point No Point'in onundeki tide rips) on guvertede yelken degistirmedigim icin benim icin cok iyi deneyim oldu. daha once bu isi yapmadigim yelkeni degistirdikten sonra iskotayi istralyalarin disindan degil icinden gecirip yelkene baglamamdan belliydi zaten (bu bize yaklasik bir dakika kaybettirdi, zorunlu bir kavanca atmak zorunda bikarak).

Bu sirada dumende normaldeki gibi Jim degil Al var. Al 50 seneden uzun suredir yelkencilik yapmis bir adam (sonradan ogrendigim uzere). Uc defa kendi teknesiyle Transpac yarisina katilmis, gecen sene de finish cizgisini ilk gecen tekne olmus bir insan. Belki okyanusta tek basina yarismaya alisik oldugundan, belki de mulayim bir kisiligi oldugundan oyle bagirip cagiran bir tip degil, bir sey yapilmasi gerekiyorsa normal bir sesle, karsisindaki de sakinlestiren bir tavirla soyluyor. ben bu sakin tavri cok takdir ettim (al'in son TransPac'taki log'unu buradan okuyabilirsiniz). ozellikle de boyle yaptigi isi bu kadar iyi bilen bir insandan gelince.

Boylece orsa seyrinde Foulweather Bluff'a vardik. Mustafa'nin da hatirlayacagi gibi Foulweather Bluff ismi bosuna verilmis bir isim degil. Genelde sakin olan Puget Sound'un ruzgarlari bu buruna vardiginizda birden aziyor. Gerci gecen seneki firtinanin yaninda bu bir sey degil.

Dubayi donmeden az once farkettigimiz gibi balon yelkenin mandar'i cenoa mandari ve direk arasinda sikistigindan dubayi dondukten sonra balonu hemen basmak nasip olmadi. Onun yerine ilk olarak cenoa'yi indirip mandar'ini cikarmamiz gerekti. Ancak ondan sonra balon mandarini takip balonu basabildik (ki bunun icin Jim'in tekneyi tam bir pupa seyrine getirmesi gerekti- ki ana yelken balonun ruzgarini biraz kessin, netekim cenoa inmis oldugundan balon torbasindan ciktigi anda dolmaya basliyor ve yelkeni tam hissa etmek nerdeyse imkansiz oluyor). Butun bu surec sirasinda da biraz vakit kaybettik. Tam onumuzde Kiwi Express isimli bizimle ayni rating'e sahip bir tekne var. Yani finis cizgisinde gecersek gectik, o kadar. Bizim sansimiza, ekip cok deneyimli degil anlasilan, balon yelkenleriyle sorun yasadilar ve en sonunda balonu indirip yerine tekrar genoa'yi bastilar (bir yarim saat sonra baska bir balon basip bizi nerdeyse yakaladilarsa da yarisi 15 saniye onlerinde bitirmeyi basardik).

Hal boyleyken tekne 20 kusur knot ruzgarda asgari 8 knot yaparak ucmakta. sagimizdan solumuzdan ust siniflardaki daha hizli tekneler bizi gecse de kendi sinifimizdakilere gore baya iyi gidiyoruz. Bu sirada baya onumuzdeki Discovery'i de yakalamis olacagiz ki, finise onlardan sadece 40 saniye sonra vardik. Finise kadar cok buyuk bir olay olmadi ve genis apaz-pupa arasi bir seyirle yarisi tamamladik. Discovery bizi 40 saniyeyle gecmis de olsa, bizden daha hizli bir rating'i oldugu icin duzeltilmis zamanla kendisine 2 bucuk dakika fark attik. Ve boylece yarisi da birinci bitirmis olduk, aferin bize! Bu handicap ve rating meselesi de biraz karmasik bir mesele. Farkli tipte teknelerin yaristigi ortamlarda bir sekilde gerekli herhalde, ama ote yandan rating cikti mertlik bozuldu da dedirtiyor arada. herkesi memnun edecek basit bir cevabi yok ne yazik ki bu isin anlasilan.

Uzun lafin kisasi cok guzel ve tatmin edici bir yaris oldu. Iyi ki kicimi kaldirip gitmisim.

Herkesler iyidir insallah.

Caglar
ps: yarisin fotograflarina buradan bakabilirsiniz. Fotograflardan birinde Magic Button, tam iskele bordadan gorunuyor-- su hattina bakarsaniz, hizimiz teknenin kutuk hizi. Sanirim fotograf Foulweather Bluff dubasini tam donecekken cekilmis. En onde Greg'le ve benim (mavi bere) yukariya bakip balonu nasil basabiliriz diye dusunurken gorebilirsiniz.

09 AÄŸustos 2009 Pazar

Seattle- Friday Harbor

Derler ki ormanda Kizilmaske 10 kaplan gucundedir. Yine derler ki denizde bir cakal gorurseniz yanasmayin pesine takilip takip edin, sizi kayip kita Atlantis'e goturecektir. Bu efsanalerin ne kadar dogru oldugu bilinmez ama dogru olan bir sey varsa o da gecen hafta Puget Sound ve cevre sularinin ahalisi izbe gorunumlu cakal teknemiz Rascal'in uzerinde insanlik icin onemsiz ama kendileri icin cok eglenceli bes gun geciren iki Turk denizcisinin muhtesem maceralarina tanik oldu.

Uzak denizlerin dibinde, sicak sularin kaynadigi, ve mikroorganizmalarin yeserdigi deniz tabanlarinda baslayiyor aslinda oykumuz. Bu hidro-termal bacalarin yilmaz arastiricisi Mustafa Kaptan, Thomas Thompson'in sirtinda Pasifik okyanusunda volta atmaktayken bir gun batimi aklina gelmis olmali "yahu bu gemi bir gun Seattle'a gelecek, ben de bu bahaneyle su bizim Caglar'i ziyaret edeyim".

Bundan bir kac zaman sonra, Thomas Thompson Pasifik Okyanusu'nu asar gelir Seattle'a, arada bir de yelkenli tekneyi (daha dogrusu teknenin tek kisilik murettabatini) kurtararak. Mustafa'da Thomas Thompson gelmeden iki gun once Seattle'a intikal etmistir. Bendeniz de Mustafa'nin gelisi icin hazirliklari yapmis ve teknemiz Rascal'i alti gunlugune ayirtmistim. Bir bes gun sehr-u Seattle'in guzelliklerinden faydalandiktan sonra (ornegin bakiniz surasi), bir cuma sabahi saat 11:30'da iskelemizden Vira Bismillah diyerek ayrildik, saat 13:00 sularinda Puget Sound'un soguk tuzlu suyuna ciktik. Hemen yelkenleri bastiysak da hava olmadigi icin, Cenoa'yi indirip gene motora yol verdik bir yarim saat daha. En sonunda saat 14:00 gibi seyrimiz gercek anlamda baslamisti, kuzey-kuzeybatili 6-7 knot ruzgarla. Gunun geri kalaninda ruzgar siddettini hafif hafif arttirarak 15 knot'a kadar cikti. Onceleri 1 numara cenoa'yi basiyorduk, fakat bu yelken cok eski ve hirpalanmisti ve de ayaginin uzunlugundan duzgun trim yapilamiyordu (ve de ruzgar 160%lik cenoa icin biraz fazla olmaya basladiydi). o yuzden saat 18:00'de iki numarayi (130%) taktik. hizimizdan bir sey kaybetmedigimiz gibi, dumen de rahatladi. Yola cikarken planlamadik ama akinti bizimle beraber bu sirada.

Nihayet saat 18:45'de Foulweather Bluff'a dogru tiramola attik. Bulundugumuz bolgedeki koy ve burunlarin isimleri bir alem: Foulweather Bluff, Point No Point, Useless Bay... Kaptan Vancouver iyice depresyondaydi herhalde buralarin haritasini cikarirken. Fakat bizim keyfimiz yerinde, ruzgar arada durup dirise eder gibi yaptiysa da bir on dakika sonra hafifce donerek Kuzeyden 15-17 knt'da karar kildi. Bu bizim isimize geliyor, netekim istikametimiz Foulweather Bluff'un onunden bati'ya Port Ludlow'a dogru. Bizim cakal apaz seyrinde kelebek gibi ucmakta, hizimiz 7 knt.

Asagi yukari 1 saatlik cok keyifli bir seyirden sonra Port Ludlow'un girisindeki Tala Point'i iskele bordamizda, Colvos Kayalarini da sancakta birakarak Port Ludlow koyuna girdik. 20:15'de yelkenleri indirip marina'ya baglandik. Oyle goruluyor ki Port Ludlow'da marina'dan baska bulunan tek sey oldukca luks gozuken bir tatil koyu. Biz de aksami havuzlukta ton balikli makarna, sarap, puro ve mehtapla geciriyoruz.

Ertesi sabah uyandigimizda bizi yogun bir sis karsiliyor. Burada sicak ve bulutsuz yaz gunlerinden sonra geceleri baya bir ayaz oluyor ve aksam hizla soguyan kara uzerinde sicak ve nemli hava koyu bir sise donusuyor, ve sonra denize de yayiliyor. Gunesin her tarafi isitip da bu sisi kaldirmasi genelde ogleden sonra biri ikiyi buluyor. O yuzden sisin kalkmasini beklersek cok bekleriz. Yine de 10:30'a kadar oyalanip yol ondan sonra cikiyoruz. Bu arada ben Marinanin bakkalinda almak istedigim bir kitabi buluyorum, The Curve of Time, 1930'larda bes cocuguyla Kanada'nin bati kiyilarini tek basina gezen bir kadinin, M. Wylie Blanchett'in anilari. O zamanlar kadinlarin bir iste calismalari bile alisilmadikken, tek basina bu vahsi kiyilari bes tane cocukla 26 ft'lik bir tekneyle dolaniyor. Cok guzel bir kitap.

Herneyse, sis olmasina ragmen yine Kuzey'den 10 knt kadar ruzgar var, ve orsa-dar apaz'da 5 knot civari hizla gidiyoruz. Akintilari gene hesaplamadan ciktik, bu sefer akintilar tersimize. Admiralty Inlet'deki gemi trafigine girmemek (ve daha cok akintiya kapilmamak) icin Oak Bay'e vurduk. Indian Island'la Quimper Yarimadasinin arasindaki Port Townsend kanalindan gecip Port Townsend koyu'na guneyden girecegiz. Hedefimiz hala o aksam Juan de Fuca bogazini gecip Friday Harbor'a varmak. Fakat biz Port Townsend onlerine gelene kadar saat 14:00 olmus, akinti hala bize karsi saat 16:30'a donmeyecek, ve biz de biraz enayilik yapip taa Admiraly Inlet'in ortasina kadar, yani akintinin en kuvvetli oldugu yere kadar cikip kendimizi en az bir mil geriye attirdik 30 saatte. Hal boyleyken Friday Harbor'a karanlik cokmeden varmak hayal oldu, ve yolda gecmemiz gereken San Juan Kanalindaki isiksiz kayalarin arasindan gece gecmeyi gozum yemedigi icin geceyi Port Townsend'da gecirmeye karar verdik. Friday Harbor insallah ertesi gune.

Saat 17:00 sularinda Port Townsend'in sehir merkezine cok yakin ufak marinasina (Point Hudson Marina) baglandik. Sonra da cikip sehri dolanmaya basladik. Daha onceki bir yazidan hatirlarsiniz belki Port Townsend ufak, guzel bir turistik kasaba. Mustafa kendi memleketi Lewes'a benzetti. Aksam yemegini, nedense sicak bir bira esliginde yedikten sonra bir restoranda, dondurmamizi da yedik tam oldu. Hava kararinca, yine havuzlukta bir turlu yakamadigimiz nemli puro, muzik ve muhabbet...

Ertesi sabah, ben deniz teknedeki tuvaletin kokusundan, tuvalete gitme ihtiyaci ve soguktan saat 5:30da ayaklandim, fotograf makinemi alip gun dogumunu izlemeye gittim. Once cok sis olmasa da sis saat 6:00 gibi tekrar bastirdi. Buna ragmen yelkenli tekneler durgun havada kuzeye dogru motor basiyordu. Bunun sebebi senenin her gunu icin Seattle'dan Alaska'ya onemli gecitlerin ve limanlarin akinti ve gel-git tablosunu iceren Andrew Kaptan'dan odunc kitaba bakinca anladik. Saat 6:30 civari kuzeye dogru akintinin en kuvvetli oldugu zaman, dolayisiyla kuzeye gidecek tekneler tam o saatte yola cikiyorlardi. Bunun uzerine gun dogumunun bir suru fotografini cektikten sonra tekneye gidip Mustafa'yi uyandirdim, ve yola cikiyoruz dedim. Cikmadan once tuvaletin deposunu da pompa istasyonunda bosalttiktan sonra saat 7:25de marina'dan ayrildik. Akinti hala 3 knt civari kuzeye dogru, sis hafiften kalkar gibi, deniz hala carsaf gibi...

Hal boyleyken rotamizi kuzeye verip, once Whidbey Island'in bati kiyisini takip ederek, sonra da Minor Island'i iskelemizde birakacak sekilde kuzey batiya donerek motor bastik. Saat 9:30 civari sis olanca gucuyle tekrar indirdi. Arada motor yatlar ve motor basan yelkenlileri goruyoruz sisin icinden, ama cok sukur tanker trafigi yok. Daha once cok elestirdigim bir seyi, GPS yordamiyla koru korune seyir yapiyoruz. Ama baska turlu de bir yerden bir yere gitmenin imkani yok, cunku sis ancak ogleden sonra kalkiyor, ve dusunmemiz gereken kuvvetli akintilar var. O yuzden cok da kotu bir sey degilmis... Herneyse akintinin yardimiyla ortalama 9 knt'la kuzeye dogru ilerliyoruz, ve nihayet Minor Island iskelemizde sisin icinde beliriyor. Bu ufak adacik, ve hemen dogusundaki biraz daha buyuk Smith Island uzaktan bakinca denizaltiyi andiran birbirine bagli iki kara parcasi Juan de Fuca bogazinin ortasinda.

Saat 11:00 gibi sis nihayet kalkmaya karar verdi. bu sirada ben de guzellik uykularimdan birinden uyandim (yolun tamamini nerdeyse Mustafa dumende geldik, ben genelde asagida uyuklamaktaydim). O sirada hafif ruzgar cikar gibi olduysa da yelkeni basar basmaz ortalik gene sut limana dondu. Dolayisiyla motora kuvvet diyip yola devam ettik. Lopez adasinin guney ucundaki dokuntulere cok yanasmadan San Juan Kanali'nin girisine geldik. Bizi burada gel-git akintilarinin karistigi sular karsiladi. Burada akintilar karisinca oyle bir karmasik deniz kaldiriyorki sanirsiniz altinizdaki su kayniyor. fotograftan gorulecegi gibi hic ruzgar olmadigi halde inanilmaz karmasik bi deniz var, bir de normalde bu yorede hukum suren batili 6-7 kuvvetindeki ruzgarlar olsa nasil olur acaba bu sular? Herneyse bu karmasik sulari motorla gecip, kanalin girisindeki Goose Island iskelede, Deadman Island sancakta ilerliyoruz. Kanaldan iceri girince birden hava isiniyor, hic ruzgar hissetmemeye basliyoruz. Kara uzerindeki hizimiz 8 knot civari olduguna gore GPS'e bakarsak (akintiyi yine tam zamaninda yakaladik), demek ki tam ignecikten 8 knot civari bir ruzgar var demektir. Hemen yelkenleri basip genis apazda seyir yapmaya basliyoruz. Akinti olmasa belki 3 mil ancak gideriz ama GPS hizimizi 6 knot olarak gosteriyor. bundan iyisi samda kayisi.

Boyle genis apazda kavancalar atarak San Juan Kanali'ni kuzeye dogru gecip Turn Rock'i iskelede birakip bati'ya donuyoruz. Friday Harbor hemen onumuzdeki Brown Island'in arkasi. Iyice yaklasinca radyodan (VHF 66) marina'yi arayip hangi slip'e baglanacagimizi ogreniyoruz, ve akabinde yelkenleri indirip motora yol veriyoruz.

Marina'ya literaturde Akcay yanasmasi olarak gecen teknikle yanastiktan sonra (bu teknikte esas olan usturmacalar ve palamar teknenin yanlis tarafinda baglandiktan sonra, son anda -uc tekne boyu kala iskeleye- usturmacalar ve palamalari iskeleden sancaga ya da tam tersi olarak degistirilmesidir), baglandigimiz iskeleden marina ofisine kadar olan 10 dakikalik mesafeyi yuruyup kalma ucretimizi oduyoruz. Friday Harbor'in marinasi oldukca buyuk bir marina, netekim Friday Harbor San Juan ada'larinin en buyuk limani. Adada ayni zaman University of Washington Osinografi Laboratuvari var, ama o sicakta- sis dagilinca karada sicaklik yine 30 derecelere cikti- yurumek zor geldi, gidemedik oraya kadar (ama bir dahaki gidisimizde mutlaka). Sehrin carsisini biraz gezdikten, benzin aldiktan, alisveris yaptiktan (sis dudugumuzun havasi bittiydi yeni bir kutu aldik) ve bol bol fotograf cektikten sonra manzarali bir barda bira-kalamar keyfi yaptik. Bu arada onca motor bastik gezinin basindan beri, 4 galon benzin yemisiz (16 litre kadar), fena degil... akintilardan yararlanmak cok faydali oluyor tabi.

Aksam biralar icildikten sonra gene havuzlukta puro-sarap-cigdem keyfi yaparken artik icimize sigmayan yaraticilik ic gudusunu manilere doktuk (bakiniz bir sonraki post) ve olumsuzlestirdik.

Ertesi gun Friday Harbor'dan ayrilip Kingston'a ya da gidebildigimiz kadar guneye gitmeyi planliyorduk. Plani aksamdan kararlastirip yattik. Buna gore sabah sular alcalirken San Juan kanalindaki guney akintisindan yararlanmak icin sekiz civari yola cikacak, ve bu bizim tam sularin yukselecegi vakitte Admiralty Inlet'e varmamizi saglayacakti. Admiralty Inlet'te sular yukselirken akinti guney'e dogru oldugu icin, bu akinti da bizim isimize yariyacakti. Hava durumu sisten bahsetmiyordu, belki ilk defa sissiz bir sabah olacakti.

Fakat sabah kalkinca gene bir baktik ki agir sis her tarafi kaplamis. Yine de yola cikmadan benim GPS uydu bulamadigini soyleyip beni endiselendirse de, nihayet nerede oldugunu anladi cihaz ve yola koyulduk. Her gun 20-25 knot ruzgar esen bu kiyilarda ruzgar'in yerine sis gelmis oturmus, ortalik sut liman. Gunes sis perdesinin arkasinda kocaman ama caresiz parlamakta. Bu halde, San Juan kanalina giriyoruz dun geldigimiz yolu yavas yavas takip ederek. Hizimiz motor tam yol olmadigi halde yine 8 knot civari. Arada kanalda balik avlayan ufak motorlara rastliyoruz.

San Juan Kanalindan ciktiktan sonra acikta bizi sik ve dik dalgalar karsiliyor. Bu da herhalde akintilarin karismasindan, ya da soluganlarin adalardan yansimasindan. Ilerledikce dalgalar biraz duruluyor, genis soluganlara birakiyor yerlerini. Guneydoguya dogru 120 derece manyetik rota'da seyrediyoruz. Saat 11:00e dogru sis kalkar gibi oluyor tam Smith ve Minor adalarini sancak bordamizda birakirken. Hatta ufaktan ruzgar cikar gibi de olsa, az sonra ruzgar yerini gene sise birakiyor, ve tam bu sirada tankerlerin derin ve tehditkar uzun sis duduklerini duymaya basliyoruz. Boylelikle yeni bastigimiz cenoa'yi indirip motora yol veriyoruz. Whidbey Island'a yakin gidip tankerlerin yolundan cikmaya karar veriyoruz, hedefimiz Admiralty Head denen burun. Ve tam Admiralty Head'e ulastigimizda artik ruzgar esmeye karar kiliyor, kuzeyden. Cenoa'yi hissa edip, motoru kapatiyoruz. Sis hala her tarafi kaplamakta ama en azindan ruzgar var.

Tam bu sirada ortalikta dolanmakta olan bir baska yelkenliyle karsilastik. Bu diger yelkenli 33 ft uzunlugunda falan olsa gerek, dumendeki adama selam verip yanindan gectik devam ettik. Biz ettik etmesine de bu sefer de eleman bizim pesimize takildi. Bizi bir sure takip etti ayni rota'da. Bir 15 dakika kadar ayni rotada ilerledikten sonra sisin Admiralty Inlet'in bati kiyisinda daha az olacagini tahmin ederek, batiya kirdik dumeni. Bizim rotayi degistirmemizle arkamizdaki vatandasin rotasini degistirmesi de bir oldu. Acaba radyo'dan arasak mi, nedir derdi ogrensek mi diye dusunurken, bati kiyisina yaklastik, ve hakkaten sis acildi. Sis acilir acilmaz da arkamizdaki vatandas once teknesini durdurdu, sonra rotayi kuzeye verdi. Herhalde ya GPS'i bozuldu, ya yoktu, ya da pili bitti, eleman nerede oldugunu bilmiyordu, o yuzden pesimize takildi (bizim nereye gittigimizi bildigimizi varsayarak). Neden radyodan arayip sormadi bilinmez.

Herneyse, hal boyleyken, biz bati tarafina gectikten bes dakika kadar sonra yine bir tankerin insanin icini titreten o sis dudugunu duyduk. Siste duydugunuz dudugun sesi ne kadar kalinsa calan gemi o kadar buyuk demektir (genel kural olarak). Bu oldukca derin bir duduktu. Netekim az sonra tankerin once koprusu sisin uzerinden, sonra da pruva dalgasi sizin altindan gozuktu. Cok muhtesem bir manzaraydi, icim titredi, bes dakika once gectigimiz sulardan boyle bir tankerin gecmesini dusunince.

Herneyse, bundan sonrasi seyrin cok keyifli bir genis apaz seklinde seyretti. Akinti bizimle oldugu icin yine asgari 7-8 knot yapmaktaydik. Siste iyice acildi ilerleyen saatlerde ve gunesli bir gune dondu. Boylelikle saat 17:00 de Kingston Marina'ya vardik, 56 millik bir seyir yapmisiz GPS'e gore bugun. aksam yine islak puroyla bogusmaca...

Ertesi sabah erkece kalkip meshur krepcide kahvaltimizi ettikten sonra (Mustafa'ya da tasdiklettirdik ne kadar guzel oldugunu), marina'da balon yelken hissasini calistik, balon nasil ellenir, gonder nasil cekilir, iskotalar nerden gececek vs. Sonra saat 11'e dogru yola koyulduk. Ruzgar bu kez guneyden 7-10 knot arasi. tatli bir orsa seyrinde gidiyoruz. Tiramolalarla Elliott Bay'e yani Downtown Seattle'in oldugu yere kadar sokulduk. Saat 2 civari da Elliott Bay'den kuzeye havuzlara dogru yola koyulduk. Ruzgar arkadan geldigi icin, alistirma olsun diye balonu bastik. Mustafa pruva'da butun donanimi ayarladi ve basti balonu. Demek ki bu meret teknede iki kisiyle de basiliyormus (ama tabi, ruzgar 5-7 knot arasi bir seydi, daha fazla olsa daha zorlu olurdu). Balon seyriyle Elliott Bay'den Shilshole'a geniz apaz'da bes knot yaparak hemencecik ulastik. Orada yelkenleri indirip saat 16:00'da hemen hic beklemeden havuzlardan gectik, Duck Dodge'a gitmek icin.

Duck Dodge macerasini Mustafa zaten anlatti, o yuzden onu geciyorum. Duck Dodge'dan sonra planimiz tekrar havuzlardan gecip geceyi Eagle Harbor ya da Kingston'da gecirmekti. Pruva takimindan Whitney'de bizimle geldi bu gece icin. Saat 22:30 civari havuzlardan ciktik, ve orsa seyrinde Eagle Harbor'un girisinde ki 2+1 6 sn kirmizi isikli dubaya dogru yola koyulduk. Saat sabah 1:00 civari Eagle Harbor'un belediye iskelesine baglanmistik. Ertesi sabah bizim yeni tayfayi ise birakacagimizdan oyalanmadan pek yattik. Sabah da 7:30da kalkip yolun yarisini balon seyriyle gectikten sonra ruzgarin iyice kalmasiyla motora yol verip, saat 9:15de Shilshole Marina'ya ulastik. Mustafa'yla havuzlardan gecip bizim iskeleye varmamiz 12:00'i buldu. Kurt gibi aciktigimizdan kendimizi Hint restoraninin birine zor attik.

Velhasil, biraz destan gibi oldu ya, bes gunluk seyrimizin hikayesi budur. Bu seyirde cok sey ogrendik ikimizde. Burnumda tutmekte hala teknede yatip kalmak (bir taraflarimiz donduysa da sefer sirasinda). Ne iyi ettin de geldin Mustafa'cim. Yine bekleriz... butun apazlama ekibi icin gecerli.

Nice seyirlere...

Caglar

Seattle'da yelken gunleri...

Gecenlerde on gun kadar Seattle’daydim. Bu gezinin esas amaci Caglar’i ziyaret edip beraber yelken yapmak idiyse de, bir gunumu de University of Washington’un arastirma gemisinde gecen Haziranda biraktigimiz ekipmani geri Delaware’ye kargoya vermekle gecirdim. UW nun gemisinin adi R/V Thomas Thompson, asagidaki resimde kampusteki evinde goruluyor ve eminim acikdenizlere cikmak icin gun sayiyordur. Baska bir yaziya R/V Thompson maceralarini birakalim ve yazimizin esas konusuna, Seattle da suyun uzerinde gecen on gunu anlatmaya basliyalim.


Duck Dodge a giderken R/V Thompson'un yanindan geciyoruz...

Efendim bu on gune uc yaris ve bes gunluk bir seyir sigdi kisacasi. Bu yazida yarislardan bahsedecegim, uzun seyiri de yakinda yazacagiz. Seattle cok denizci bir sehir. Zaten Caglar’in onceki blog yazilarini okuduysaniz biraz fikriniz vardir. Biyoteknoloji, yazilim gibi yeni endustrilerin toplastigi bu kentte herkes bir sekilde bos zamanini suyun uzerinde geciriyor. Kentte birkac adet ust duzey marina var, bunun disinda heryer bir cesit iskeleye sahip.

Seattle Puget Sound denen, irili ufakli bircok koya ve limana ev sahipligi yapan bir ic deniz kenarinda kurulu. Dolayisiyla birkac gunluk yelken seyirleri icin ideal bir yer, bizim guneybati kiyilarimiz gibi. Bu da yetmezmis gibi kentte her gun saat 6-7 gibi bir yerlerde yelken yarisi var. Bu yarislarin en geyik olani, her Sali gunu vuku bulan. Duck Dodge denilen yaris. Caglar su linkte bu yaristan detayli bahsetmis. 100-150 kadar, irili ufakli bircok tekne avuc kadar suda yarismaya calisiyor, yaristan sonra da tekneler birbirine baglanip parti yapiyor. Parkur gayet kisa, yaris neredeyse yarim saatte bitecek ruzgar varsa. Orada bulundugum ilk Sali gunu ilk Duck Dodge uma katilma sansi buldum. Teknemiz 26 feetlik Rascal, skipper Kerem Kaptan. Bana Cenova trimi dusuyor, Caglar da ana yelken trimini yapacak. Teknede toplam on kisiyiz, adim atacak yer yok. Start aninda biraz geride kalmisiz, bu yarista geride baslayinda sonra arayi kapatmak sansi pek olmuyor, ama kimsenin de umurunda degil zaten, herkes keyfine bakiyor. Yine de dokuzuncu olmayi biliyoruz.


Caglar Stomp Dancer'in dumeninde...

Ertesi gun, yine bir yaris. Bu kez “Carsamba Serileri” ne katilacagiz. Bu yaris Duck Dodge gibi sehir icinde degil de acikta, Puget Sound’da gerceklesecek. Tekne 33luk Stomp Dancer. Teknemizin sahibi Andrew kaptan ve esi Racquel hanimefendi cok seker ve misafirperver insanlar. Andrew kaptan Amerikanin “icinden”, bizim deyisimizle bir kizilderili. Cok calismis, isini gucunu oturtmus, teknesini almis. Andrew kaptan icinde Caglar’in da bulundugu bir takim kurmus, her hafta duzenli yarisiyorlar. Ben yine cenova trimi yapiyorum ama dogrusu makine gibi calisan takimda biraz siritiyorum. Bu yaris sirasinda sanirim hayatimda yaptigimdan daha fazla tramola atmisimdir, baya iyi bir idman oluyor aslinda bu yaris olayi. Kaptanimizin dedigi kadariyla bu ekip en iyi yarisini cikartmis, ancak bu performans yine de dereceye girmeye yetmiyor.

Pruva ekibinden Greg ile Whitney...

Yine pruvada Ernesto efsanevi bir performans sergiliyor...

Andrew Kaptan'in yaris sonunda keyfi yerinde.

Komite teknesi dubalari toplamis marinaya geri donuyor...

Racquel de mutlu - ana yelken trimi ondan soruluyor...

Bu yarisin ardindan biz Caglar ilen yine Rascal ile 5-6 gun kadar surecek seyrimize cikiyoruz. Seyir planinda ufak bir degisiklik yapip, gelecek Sali gunu tekrar Duck Dodge a daha kucuk bir ekiple katilmaya karar veriyoruz. Planimiz da tikir tikir isliyor, bes gunun ardindan Seattla a geri donup Caglarin ev arkadasi fizikci Can, onun Istanbuldan gelen arkadasi Cihan ve pruva gozculugu (bowman) icin bir hafta onceki ekipten Whitney i alip tekrar Lake Union’a geliyoruz. Birkac tramola deniyoruz, simetrik balonumuzu hisa ediyoruz, hersey tikir tikir calisiyor masallah. Bu gazla start hattinin onunde dolanmaya basliyoruz. Tam bu sirada megersem en buyuk tekneler icin start verilmis, biz de bunlara aksi yonde ilerliyoruz, start hattina gereksiz erken gelmisiz. Ozellikle Mata Hari adli tekneden epeyce azar isitiyoruz. Zaten birkac dakika once bunlarla bir catisma durumu olmustu, simdi de onlerini kesmisiz!. Neyse, bizim start da veriliyor, kotu bir start almiyoruz, guneydeki dubaya varirken de kotu yarismiyoruz. Bu sirada Whitney ve ben balonu iskeleden hisa edecek sekilde hazirliyoruz. Dubayi donuyoruz, bu sefer de balonu sancaktan hisa etmemiz gerektigini goruyoruz. Herseyi tekrar ayarladigimizi sanip balonu basiyoruz, ancak balon gonderi yanlis tarafta! Biz balon gonderininin oryantasyonunu degistirene kadar tehlikeli bir bicimde surukleniyoruz, yine Mata Hari’ye dogru! Dogrusu 100 tekne icinde surekli basimizi bu tekneyle belaya sokmak kolay is degil. Neyse ki ruzgar hafif, birsey olmuyor. Tabi bu arada sonunculuga dusuyoruz. O noktadan sonra serefli bir yenilgi icin yine de yarisi bitiriyoruz ve parti icin diger teknelere baglaniyoruz.




Duck Dodge oncesi Lake Union'da isinma turlari atarken...


Yaris oncesi tekneyi orsada eglendirip, birkac tramola atiyoruz...


Teknemiz Rascal... Balon indirilmis, finishe dogru ilerliyoruz...

Yaris sirasinda canli muzik bile dinlemek mumkun...

Whitney ve Can...

Sonuc olarak, yarislara duzenli bir bicimde katilmanin insana cok seyler kazandiracagini dusunuyorum. Hele isten cikip yarisa gitme olayina hasta oldum, Seattle gibi bir yerde yasarsaniz boyle bir rutininiz olabiliyor iste…




02 AÄŸustos 2009 Pazar

Hopa - Hatay

Geçenlerde Türkiye'de solo yat yarışı yapılacağı haberini sizlerle paylaşmıştım. Bu kez başka bir 'Türkiye'de de oluyormuş' haberi ile karşınızdayım: Hopa-Hatay Yat Yarışı. Türkiye'nin tüm kıyılarında hiç durmadan 1400 dm'lik bir seyir. İlk yarış dün (1 Ağustos) bitmiş ve 15 gün sürmüş. Tek katılımcı varmış :) Yarış denmesinin nedenini bilmiyorum ama TAYK ile organize yapıldığı için belki ilerleyen yıllarda çok katılımcılı bir yarış planlanıyordur.

Adamlar Figaro Classe II dizaynı 10 metrelik bir tekne ile yapmışlar bu işi. Sanırım bazı yurtdışı yarışlarına da katılmak istiyorlar gelecekte. Öğrenmek lazım cepten mi finanse ediyorlar, yoksa sponsorlardan mı yüklü para geliyor.

14 Haziran 2009 Pazar

Anonim bir söz

Sailing is the fine art of getting wet and becoming ill while slowly going nowhere at great expense.

Yelken yapmak, büyük bir emek karşılığı yavaşça hiçbir yere giderken ıslanma ve hasta olma (güzel) sanatıdır.

Göcek'te bir amcanın üzerindeki t-shirt'te okumuştuk ilk defa. Internet'te de denizcilikle ilgili çeşitli sitelerde yazıyor. T-shirt'ünü görürseniz haber verin, hatta alın, bana da alın :)

17 Mayıs 2009 Pazar

ilk mavi yolculuk

haluk şahin'in 10.05.2009 tarihli ilk mavi yolculuk yazısını aynen aşağı aktarıyorum:
Dün havada yaz kokusu vardı. Mavi yolculuk mevsimi de başlıyor demektir.
Åžimdilerde mavi yolculuk denince akla, turizm ÅŸirketlerince düzenlenen ve Akdeniz’in kimi koylarına uÄŸrayarak yapılan, günübirlikten bir haftalığa tekne gezileri geliyor.
Katılanların çoğunun bu yolculuğun kökenleri ve özgün misyonundan habersiz olduğuna şüphem yok.
Ne Halikarnas Balıkçısı’nın adını duymuÅŸlardır ne de Sabahattin EyüboÄŸlu’nun. ‘Mavi’ sıfatı onlar için Anadolu sözcüğünün önünden çok, giydikleri ‘jeans’in önünde anlam ifade etmektedir.
Oysa, ÅŸu günlerde yürekleri kıpır kıpır olan gerçek Ege ve Akdeniz tutkunlarının yaÅŸamında mavi yolculukların çok özel bir yeri vardır. Ve tabii, unutulmaz anıları... Mavi yolculuÄŸa erken çıkmakla övünür artık yaÅŸlanmakta olan böyleleri. Hele asıl mavi yolcularla, yani Balıkçı, EyüboÄŸlu kardeÅŸler, Azra Erhat gibileriyle birlikte Gökova Körfezi’ne açılmış olanların kendilerini hacı gibi ayrıcalıklı gördüklerini hemen hissedersiniz.
Hayır, ben Zeus’un o ÅŸanslı kullarından biri deÄŸilim, onlarla dolaÅŸamadım o koyları, ama tamamen bahtsız olduÄŸumu da iddia edemem. Çünkü ilk mavi yolculuÄŸumu 1966 yazında onların da kullandığı Hürriyet ve İstiklal tekneleriyle yaptım. Kaptanımız Ali Fuat reisle yol boyu onların kulaklarını çınlattık, Ruhi Su’nun türkülerini söyledik ve Anadolu uygarlığının derinliklerine dalışlar yaptık.
Evet, Ege’de gezmek kadar geçmiÅŸe mavi dalışlardı bu yolculuklar.
Peki, acaba ilk mavi yolculuk ne zaman yapılmıştı?
Naviga Tekne Yelken ve Deniz Kültürü Dergisi’nin son sayısında Haldun Sevel’in ‘Rüzgâr Baba’nın Kaleminden’ köşesindeki yazısını okuyuncaya kadar ben bu soruya 1950’lerin ikinci yarısında yanıtını verirdim herhalde.
Meğer öyle değilmiş. Meğer çok daha eskiye gidiyormuş mavi yolculuğun kökenleri. Ta 1945 yılına:
Sevel’den öğrendiklerim:
1945 yılının ilkbahar günlerinde Milli EÄŸitim Bakanlığı Dünya Klasikleri dizisi Tercüme Bölümü Müdürü Sabahattin EyüboÄŸlu’na bir mektup gelir... Mektup, hâlâ bir sürgün yeri olduÄŸundan yolu olmayan, KuÅŸadası’ndan ya da MuÄŸla Merkez’den ancak at veya eÅŸek sırtında gidilebilen Bodrum’dan gelmiÅŸtir... Bir davettir bu tarihi mektup... Mavi yolculuÄŸa davet.
Halikarnas Balıkçısı dostlarını ‘güzelliÄŸin ne olduÄŸunu iyice görmek için’ Bodrum’a çağırmaktadır.
Tamam da oraya nasıl gidilecek?
Onun çaresini de Balıkçı bulur. Süngerci ve ahtapot avcısı can dostu Paluko ile birlikte bir tekne ayarlayıp İzmir’e gelirler. İlk mavi yolcuları oradan toplarlar.
İlk mavi yolculuk ekibi şöyledir: Sabahattin EyüboÄŸlu, Bedri Rahmi EyüboÄŸlu, Erol Güney, Fuad Ömer KeskinoÄŸlu, Güney’in bacanağı Benya ve Necati Cumalı.
Ve tabii baÅŸlarında, Ege hakkında ‘her ÅŸeyi bilen adam’ Cevat Åžakir yani Halikarnas Balıkçısı...
1945 yılında baÅŸlayan bu keÅŸif gezisi zamanla bir ritüele dönüşür, o dar çevreyi aşıp diÄŸer kesimlere açılır. Türk aydınlarını deniz kültürüyle tanıştırır. Onları Anadolu’nun geçmiÅŸi hakkında düşünmeye yönlendirir...
Bu bir süre böyle gider...
Ve derken, turizm patlar ve her ÅŸey gibi mavi yolculuk da kitleleÅŸir.
Artık fevkalade pahalı, ama kültürel içeriği boşaltılmış bir tekne gezisidir o çoğunlukla.
Üstelik, onların 60, benimse 40 yıl önce dolaştığım o bakir koyların çoğu binalarla dolmuştur şimdi,
o saydam suların yerinde çamur vardır kimi yerlerde, o derin sessizliğin yerini çirkin gürültüler almıştır...
Ve bu süreç devam etmektedir.
Bir 40 yıl daha geçse, hâlâ mavi yolculuk devam eder mi dersiniz? Ve cevabınız olumsuzsa, bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?

22 Nisan 2009 Çarşamba

Türkiye'de solo yat yarışı

Vendeé Globe gibi solo yat yarışlarını ağzımın suyu akarak izlerken Türkiye'de ilk defa yapılacak olan bir solo yarışın ilanını gördüm. Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü tarafından düzenlenmiş, Denizbank-TAYK Solo Yat Yarışı olarak isimlendirilmiş. İlk yarış Nisan 2009'da iki kişilik ekipler halinde yapılmış anladığım kadarıyla. Sanırım bu bir deneme niteligi taşıyor. Tek kişilik ekipler halinde yapılacak yarış ise Ekim 2009'da. Tekne boyu ile ilgili bir sınırlama yok, IRC handikap sistemi uygulanıyor denmiş. İlk yarışın Fenerbahçe-Heybeliada-Fenerbahçe gibi 20-25 millik bir rotası var, günübirlik yani.

Bu tarz yarışların ileride mesafe ve çeşitlilik olarak artmasını dilerim. Bir koy içerisinde şamandıralar arasında bağıra çağıra yapılan kalabalık ekipli yarışlara göre daha denizci bir niteliği olduğunu düşünüyorum. Belki günün birinde yarışmak da nasip olur.

02 Åžubat 2009 Pazartesi

Vendée Globe

Eveeet, 2008-2009 Vendée Globe yarışması da 84 günün ardından birincisini ilan etti. http://www.vendeeglobe.org/en. Teknik arıza nedeniyle yarışa iki gün geç başlayan Fransız Michel Desjoyeaux açık ara birinci bitirdi. 80 günde devrialem oldu bir nevi. Yarışın başından beri bişeyler yazayım istiyorum anca kısmet oldu. Çok fantastik bir yarış olmasının yanısıra, websitesi de güzel, teknelerin güncel pozisyonları, hava durumları aktarılıyor, son tekne varana kadar da bu bilgilendirme devam eder. Haberler ve videolar da var. Kırılan direkler, alabora olmalar, deniz memelisine veya başka cisme çarpıp salmasız ya da dümensiz kalmalar.. v.b.

Daha önce bu blogda bahsettiÄŸim Derek Lundy tarafından yazılmış Tanrı’nın Terk EttiÄŸi Deniz bu yarışın 1996 yılında yapılanını anlatıyordu ve kanımca çok güzel bir kitap. Åžu sıralar da Peter Nichols’ün Çılgın Bir Yolculuk adlı kitabını okuyorum. Bu kitap da ilk ‘tek kiÅŸilik, durmadan, yardım almadan dünyayı dolaÅŸma’ yarışını anlatıyor. 1968-1969’da İngiltere’de Sunday Times gazetesinin düzenlediÄŸi Golden Globe yarışını. Bugünkü endüstriyelleÅŸmiÅŸ yarışmaların aksine, psikolojik olarak çok farklı motivasyona sahip dokuz kiÅŸinin katıldığı yarışta intihar edenden tutun da yarışı bırakıp dünyanın etrafında birden fazla tur atana kadar deÄŸiÅŸik insanlar varmış. Oldukça keyif alıyorum kitabı okurken.

Bununla beraber Volvo Ocean Race’in de internetten oynanabildiÄŸini öğrendim. Yarışla eÅŸ zamanlı olarak yarıştaki hava ÅŸartları ile oynanabiliyormuÅŸ. Bunu bir araÅŸtıracağım. Hava durumuna göre taktik belirleme kısmı çok çekici geliyor. Beraber kaydolup birbirimizle de yarışabiliriz, meteoroloji bilgimiz de artar :)

21 Ocak 2009 Çarşamba

Akdeniz'de firtina - 31 Aralik '08

video
Yalin'in sert havada dumen keyfi... goruntulerde Kibris'in guneyinde bir yerlerde olmaliyiz

16 Ocak 2009 Cuma

Israil'den Marmaris'e Yelkenle 6. Kitayi Gecis


Kudus: Kubbet'ul Sahra, Aglama Duvari ve El Aksa Camii


2008 icin yilsonu seyrini nasil yapalim sorularinin kafamda dolastigi gunlerde, Yalin Kaptan'in mesaji geldi: Cumhur Gokova'nin haftalik kurslarindan birine, hem de 27 Aralik-3 Ocak haftasindaki Israil-Marmaris gecisine katilma fikrini ortaya atti: hem (muhtemelen) sert havada uzun seyir tecrubesi edinecek, hem de "Akdeniz'i gecmis" olacaktik. Fikir harikaydi, yuksek masrafi da seyir oncesi Kudus'u gezme planiyla (kendim icin, digerlerini bilemem) mesrulastirdiktan sonra 2008 in kalan aylarini bu ekspedisyonu beklemekle tuketebildim diyebilirim. Plan soyleydi: 27 Aralik Cumartesi Tel Aviv-Herzliya marinada Cumhur Gokova ile bulusulacak, pazar veyahut pazartesi Gokova II teknesiyle yola cikilacak ve insallah 3 Ocak cumartesi Marmaris'e varilacakti. Ben, Yalin ve Levent 25'inde Tel Aviv'e uctuk, bir gun sonra da Koray ve Evren vardi. Erken varanlar Kudus'u iki kere gorme sansini buldu. Burada Kudusu ve Israil'i aslinda ayri bir yazida anlatmak gerek aslinda. Ancak su kadarini soyleyeyim, engin denizlere acilmadan once o tum dunya tarihinin, kavimlerin binlerce yillik umutlarinin birkac kilometrekarelik bir alana sIkIstIgInI gormek, iste bu acayip bir hissiyat... Bu ekspedisyondaki diger acayip hissiyati da Israile varinca havaalaninda dort saat beklerken yasadim ama oralara girmeyeyim, daha seyri yazacagiz... Kisaca Kudus gorulmesi gereken bir yer, Israil ise henuz tam insaati tamamlanmamis bir ulke. Tel Aviv, her ne kadar gezi rehberleri ne kadar batili bir sehir oldugunu soylese de, Istanbul, Ankara ne kadar ortadogulu ise o kadar bu cografyaya ait... Insanlar cok sicak degil, ama yine de kibar ve yardimsever. Ozellikle Mugraby Hostel calisanlarina buradan selam olsun, bize zaman zaman pek yardimlari dokundu, burada reklamlarini yapmakta sakinca gormuyorum.

Kuduste ve Tel Aviv'de iki gun gecirdikten sonra 26'si cumartesi aksami Cumhur Kaptanlarin varmis olmasini temenni ediyorduk (yaris icin Finike'den Tel Aviv'e geliyorlar). Ancak kaptana telefonla ulasamayinca daha varmadigini dusunup (marmaris ofisinden de teyit ettirip) bir gece daha hostelimizde kaldik. Ertesi gun, Pazar sabahi da artik bugun varir deyip Herzliya marinasina dogru yola ciktik. Bu noktada Evren'in laptopu -Tel Avivi cok sevmis olacak- sahibini birakip kayiplara karisti. Zaten Gokova II den hala haber yoktu, bir de bu olay canimizi fena sIktI.



Tel Aviv'den uzaklasiyoruz



Herzliya Tel Aviv'e 30 dk uzakta, daha cok tatil koyu ve otellerin bulundugu bir kasaba. Marinaya vardigimizda ofise giderek bu Marmaris-israil regattasinin akibetini en sonunda ogrendik: Teknelere firtina nedeniyle Finikeden cikis izni verilmemis, bunun uzerine yola gec cikilmis, ve Gokova tekneleri bu sabah (pazar) marinaya giris yapmis. Sonradan ogreniyoruz ki aslinda Gokovalar cumartesi gece yarisi variyor, ama limandan ancak sabah ulkeye girebilirsiniz deniyor. Teknenin bir gun gec de olsa varmasina sevinip Cumhur Kaptani gormeye gidiyoruz. Kendisi teknemizin Gokova 2 oldugunu ve istedigimiz zaman yerlesebilecegimizi soyluyor. Kaptanin kendi teknesi Gokova 1 ve Gokova 2 nin kaptani Atilla Gokova (oglu). Atilla ile de bu gunun aksami tanisiyoruz. Gokovalarin plani pazartesi aksami yapilacak olan odul torenine katilip Sali sabahi yola cikmak. Bize de boylece pazartesi gunu alisveris yapip tekneye alismaya calismak dusuyor. Pazartesi sabah kalkinca gune Cumhur Kaptanin liderliginde “Tibet Yogasi” yaparak basliyoruz. Cumhur Kaptan fevkalade enerjik ve hareketli bir insan, bunda saniyorum yelkenin yaninda duzenli yoga yapmasinin da payi var. Ayrica cok sakin ve marina yetkilileri ile olan bir iki diyalogunu dinledikten sonra ikna kabiliyetinin de son derece yuksek oldugunu goruyorum. Neyse, yaklasik yarim saat suren bu tibet yogasinin ardindan marina etrafinda elde 1.5 litre sularimizla hizli tempoda yurudukten sonra tekneye donup kahvaltimizi yaptik. Kahvaltidan sonra Atillanin tekne trimi ve navigasyondan olusan teorik derslerini dinledik. Atilla bunlara ek olarak madde madde heave-to (faca flok), ve man overboard (denize adam dustu) durumlarinda ne yapilir onlari anlatti, biz de biraz soru sorduk, onlari tartistik. Bu toplanti yaklasik 5 e dogru sonlandi ve alisveris yapmaya marinanin icindeki alisveris merkezine gittik. 1-1.5 saat suren alisverisimizde urunlerin uzerindeki yazilar ibranice oldugundan biraz zorlandik (misal yogurt alamadan sonlandi bu allisveris). Alisverisin ardindan yine marinanin icindeki Israil-Turkiye xmas regattasi partisine gittik. Cumhur Gokovanin teknesi birinci gelmis (daha dogrusu zaten az olan ruzgarda yelken acabilen sadece Gokova 1). Diger teknelere de kupa verildi, konusmalar yapildi ve parti devam etti. Saat dokuza dogru tum ekip olarak seyirden once son bir dus almak uzere partiden ayrildik ve dusumuzu aldik. Bu fasildan sonra Yalin ve Evren istirahate cekilirken, ben Koray ve Levent tekrar partiye akma karari aldik.


Akdeniz Akdeniz

Sali sabahi kalktik ve kahvaltimizi yaptik. Cumhur kaptan bu sabah yine yogayi ihmal etmedi ama aksamdan yagmur yagip yerler islak oldugundan yoga fasli biraz kisa surdu (tibet yogasinin buyuk bolumu ucun yere serilmeniz gerekiyor). Ardindan Atilla ve kardesi Tolga Gokova bizim teknenin cenovasini taktilar ve Gokova tekneleri seyir icin hazir hale geldi. Burada ogrendigimiz ilginc bir sey, Herzliya marinasindan cikis yapamiyoruz ve cikis icin Tel Avivdeki marinaya gitmemiz gerekiyor. Herzliyadan ayrilir ayrilmaz epey yuksek dalgalar bizi hemen karsiliyor, ayrica Tel Aviv'e dogru kiyiya paralel motor seyri yapmak zorunda kaldigimizdan dalgalar tekneyi ve bizi de epeyce hirpaliyor. Tel Aviv'deki cikis yapacagimiz marinayi dogrusu daha buyuk, modern dusunmustum. halbuki Herzliyadakinden bile kucuk ve eski. Marinanin girisi plajda dalgalarin kirildigi, milletin sorf yaptigi bir yerden – gece hic girilmeyecek bir yer! Marinanin hemen girisindeki mazot istasyonuna aborda olup cikisimizi yapmak icin ofise gidiyoruz. Bu is de biraz uzun suruyor ve bizim Tel Avivden ayrilmamiz ogledensonra 1 i buluyor...




En sonunda marinadan ayrilip, aciklara dogru teknemizin pruvasini ceviriyoruz. Kiyidan uzaklastikca dalgalar da kuculuyor ve daha guzeli ruzgar artiyor! Hem anayelkeni hem de cenovayi acarak kuzey-kuzeybatidan gelen 15 knot gibi bi ruzgarda yelken yapmaya basladik. Rotamiz 305 derece – dogru Marmarise! Bu rotada dar apaz bir seyirle 6-7 knot gibi bir hiza ulasiyoruz. Yelkenleri acisimizin saati dolmadan cenovanin mandari kopuyor ve cenovayi indiriyoruz, ardindan Atilla yedek mandara cenovayi bagliyor. hafif can sikici bir gelisme ama daha sert bir havada ya da gece bu sorunu yasamaktan iyidir... Bu sorun cozuldukten sonra toplam 8 kisilik murettebat iki vardiyaya bolunuyor:ilk vardiya ben-koray-levent ve Tolga kaptan olarak gerceklesiyor. Ruzgar harika, gokyuzu acik, keyifli bir seyir su ana dek. Arada sirada arkamiza, Kutsal topraklara dogru bakiyoruz. Tel Aviv denizden sanki bir Kuzey Amerika sehrine benziyor, gokdelenler her yaninda bulunuyor sehrin.

Gokova I

Gun batiyor ve pruvamizda bulutlarin toplastigini gozlemliyoruz. Bu sabah Evrenin babasindan aldigimiz hava tahmini aksama havanin sertlesecegi yonundeydi, bakalim gece nasil olacak? Gunbatiminin ardindan bizim vardiya kestirmeye gitti. Gece 10 a dogru kalkinca havanin kaldigini ve teknenin motor-yelken gittigini gordum. Geceyarisina dogru ise ruzgar artti ve motoru kapattik. Ardindan ciselemeye baslayan yagmurla beraber ruzgar da artti ve 7-8 knot gibi hizlara ulastik. Kisa bir zaman icersinde yagmur da ruzgar da iyice kuvvetlendi ve Tolga ana yelkene camadan vurmamiz gerektigini soyledi. Ben dumende tekneyi rotasinda tutmaya calisirken Tolga ve Koray anayelkeni kuculttuler, levent de onlara fener tuttu. Bu ilk camadandan sonra ruzgar daha da artmaya, tahminen 20 knotu asmaya basladi ve camadanin zamanlamasinin mukemmel oldugunu dusundum.

Yagmur, soguk, sert hava ama keyifler yerinde

Gece 2-3 gibi vardiyayi Yalinlara teslim ederken hava artik 35-40 lara (7-8 bofor) yaklasmis bulunuyordu. Disardan bu kadar belli olmayan gercegin farkina teknenin icine girince vardim: aslinda hava epey sert! Teknenin icinde hareket etmek buyuk enerji istiyor, baya zaman harcayip yagmurlugumu cikarip yerime yatiyorum: uyumak ne mumkun! Teknenin ici camasir makinasi gibi, arada sirada yatakta saga ve sola (uyumaya calisan Leventin ustune) savruluyorum. Derken teknenin uzerinde kirilan dalgalardan birinin sulari bizim pencereden iceri giriyor! Kapali oldugunu kontrol ediyoruz ama o basincta demek bir ise yaramiyor. Yukaridan gelen sesler anayelkene bir camadan daha vuruldugunun habercisi. Tabi cenova da coktan epeyce kucultulmus durumda. Gun agarirken tekrar disari ciktim ve dalgalarin aksama gore epeyce buyudugunu gordum. Gun dogumundan itibaren ruzgarin hizi yavas yavas azalmaya basladi, ama dalgalar hala buyuklugunu korudu (tahminen 3-4 metre). Teknenin bu dalgalardan etkilendigi pek soylenemez, arada sirada buyukce bir dalga ustumuzde kiriliyordu.

Levent kaptan islanan giysilerini kurutuyor.

Ogleye kadar hava tekrar 20 knot seviyelerine dalgalar da 1-2 metreye indi. Ogleden sonra ise gunes bulutlarin arasindan gorundu, hatta hava kaldigindan motor yelkenle gitmeye basladik. Tel Aviv'den cikisimizdan beri Gokova 1 ile beraber gitmeye calisiyorduk. Ancak gece firtinayla bogusurken iki tekne birbirini gozden kaybetti, telsiz konusmalarindan firtina sirasinda bir kavanca sonrasi ana yelken mandarlarinin koptugunu ogrendik. Havanin en sert oldugu sabaha karsi ruzgarin 40 knota kadar ciktigini dusunuyoruz. Her camadandan sonra dumenin nasil yumusadigina sahit olmak guzeldi, tekne gercekten bu tip havalari rahat atlatabiliyor. Sadece iceride hareket etmek, yemek hazirlamak mesele. Saniyorum herkes en kolay ulasabildigi yiyeceklerden nasiplendi gun boyu. Bu gunun aksami (yani Carsamba ve yeni yil aksami) ruzgar tekrar sertlesti ve tek camadan ve kucultulmus cenovayla yildizlarla beraber harika bir gece seyri oldu. Dun aksamin yorgunlugundan olacak tum gece vardiyasi dumenci de dahil arada sirada uyuyakaliyordu.


Bahtiyar serdumen Levent

Boylece Persembe ve yeni yilin ilk gunune geldik, ruzgar gun boyunca yoktu, motor bastik. Bu arada ilk iki gunku sert havada epeyce yol aldigimizi ve bu gidisle cumaya (yarin) Marmarise varabilecegimizi farkettik. Persembe gecesi cikan hafif ruzgar ile 5 knot gibi bir hizla yine keyifli bir gece seyri yaptik. Bu sirada Anadolu kiyilarinin da isiklari gorunmeye basladi: saniyorum Kas, Finike isiklarini goruyorduk bu ilk anlarda. Cuma sabahi hava tekrar kaldi ve artik motor basarak Marmarise kadar geldik. Oglen 1 de Netsel marinaya yanastik: Tel Avivden yaklasik 400 millik yolu 3 gunde almistik!

Tolga Gokova, Atilla Gokova, Mustafa


Atilla bugunu dinlenerek gecireceklerini ve yarin bizi Beldibindeki Gokova yelken okuluna goturup teorik derslere devam edeceklerini soyledi. Biz de gunun kalan bolumunu dus yemek gibi islerle gecirdik ve tekneyi neta edip ickilerimiz esliginde seyiri degerlendirdik. Su konularda tecrubemizin arttigini dusunduk:

Uzun yol, dumen tecrubesi ve firtina/sert hava seyri

Su noktalara da bir dahaki uzun seyirlerde dikkat edilmeli diye dusunduk:

Kotu havalarda yemek hazirlanamiyor, onceden sandvic vs hazirlanip depolanabilir. Tipki dumen vardiyalari gibi tekne neta etme/yemek vardiyalari duzenlenebilir.

Tekne son derece neta olmali yola cikmadan, tum murettebat neye nasil ulasilir bilmeli. Baslangictaki en hafif daginiklik sert hava sirasinda teknenin icini kullanilamaz hale getirebilir.

Gokova yelken okulunda mum isiginda harita calismalari


Ertesi gun, Cumartesi, Cumhur Gokovanin hem evi hem de yelken okulu olan Beldibindeki mekana gittik. Burada Atilla ve Cumhur Kaptanlar navigasyon ve meteoroloji ile ilgili bir kac noktayi daha anlatti. Simdi Gokova yelken okulunun vermeye yetkili oldugu belge “International Yacht Training” denen bir standard, ozellikle ABD'de yaygin. Iki asamasi var bu egitimin: birinci asama basic-intermediate-advanced diye siralaniyor, advanced i alan 'bareboat skipper” sertifikasi alip ABD ve ingiltere ve daha bircok ulkeden tekne kiralayabiliyor. Ikinci asama ise yachtmaster coastal – yachtmaster offshore – yachtmaster ocean diye gidiyor ve bunlari tamamlayan da kendi okulunu kurabiliyor. Bu egitim sonunda Cumhur Gokova bize bu basic i atlatip ilk asamanin 'intermediate” sertifikasini verdi. Boylece IYT International Flotilla Skipper titrini kazandik.


Cumhur Kaptan ile diploma toreni

Iste boyle Dogu Akdeniz’I Kibris adasinin guneyinden gecmis olduk. Sunu iyice anladim ki, okyanus gecmek, dunya seyahati vs falan bir yana, insan tum hayatini su Akdenizi gezerek, bir limanindan digerine yelken basarak pekala gecirebilir. Acik deniz keyfi de burada, korunakli limanlar da ve tabi ki tarihin kendisi de… Halikarnas Balikcisi’nin ortaya attigi gibi, burasi Altinci Kita… Kiymetini bilelim, tadini cikartalim.

Mustafa



17 Eylül 2008 Çarşamba

Seattle-Port Townsend

Efendim geçen hafta bizi Seattle’da ziyarete gelen biraderle üç günlük bir seyre çıktık, ondan bahsedeyim isterim. Seyir planımız Erol’un geldiÄŸinin ertesi günü sabah erkenden çıkıp o akÅŸama Port Ludlow’a ulaÅŸmak, ertesi gün de Port Townsend’a gidip orada gecelemekti. Son iki gün de Port Townsend ve Juan de Fuca boÄŸazında (Puget Sound’u PasifiÄŸe baÄŸlayan deniz yolu) oyalanıp geri dönmekti. Fakat yola çıktığımız gün gerek arabasız oluÅŸumuz, gerekse geç kalkıp çok da acele etmeyiÅŸimiz yüzünden saat ancak öğleden sonar 1:30’da iskeleden palamarı çözdük. Yalnız, böyle gün ortası çıkmanın bir faydasını gördük ki, o da saatin tekne trafiÄŸine çok uygun olmasıydı ve ne Fremont köprüsünde ne de havuzlarda pek oyalanmadık. Saat 3 olduÄŸunda teknemiz Charlotte gölün tatlı ve güneÅŸte ısınmış sularını arkasında bırakmış, Puget Sound’un serin sularında yol almaktaydı.


Havuzlardan çıktığımızda kuzeyden tatlı tatlı esen 3 ÅŸiddetinde bir rüzgar karşıladı bizi. Genovayı ve ana yelkeni hissa ettikten sonra kuzeye doÄŸru voltaKingstonSeattle’ın hizasından aÅŸağı 7-8 mil kuzeyde kalıyor. Kingston’a varmamız 2,5 saat sürdü ve ÅŸansımıza Kingston’ın yat klübüne ayrılmış ve bize de açık olan ve bedava geceleyebileceÄŸimiz iskelede yer bulduk. Tekneyi baÄŸladıktan sonra Erol’a toplam 5 dakika süren bir Kingston turu yaptırdık ve kendimizi bira ve “Fish ‘n chips” için marinaya bakan bir restorana attık. atmaya baÅŸladık. Saat geç olduÄŸundan geceyi Kingston’da geçirmeye karar vermiÅŸtik. daha önceki yazılarda anlattığım gibi içinde güzel bir marinası ve bir kaç restoranından baÅŸka pek bir ÅŸey olmayan bir kasaba, fakat daha da fazla bir ÅŸey istemeye gerek yok. Puget Sound’un batı kıyısında Yemekten sonra iskeledeki komÅŸumuzla konuÅŸmamız sonrasında ertesi sabah gel-git akıntısından azami derecede faydalanmak için erkenden yola çıkmaya karar verdik.


Ertesi sabah saat 7:30’da uyanıp marinanın çok yakınındaki meÅŸhur Fransız krepçisinde birer krep yedikten sonra saat 8:00’de yola çıktık tekrar. Açıkçası pek de deÄŸmedi erkenden çıktığımıza, saat 10:00 sularına kadar çok hafif bir rüzgarda pek fazla bir yol katetmeden oyalandık durduk. Saat 10:30’da rüzgar nihayet tutarlı bir ÅŸekilde esmeye baÅŸladı da yol almaya baÅŸladık. Ta ki iki saat sonra tam Whidbey Ada’sının güneyinde tamamen kalana kadar. Rüzgar tamamen durunca artık tersimize iÅŸleyen akıntıda geriye atılmamak için bari motor basalım dedik ama benim motorun baÅŸlatma ipine asılmamla elimde kalması bir oldu. Motoru baÅŸlatmak için motor kapağını söküp yeniden sarma mekanizmasının altına yeni bi rip sarmak ve motorun kapağı açık baÅŸlatmamız gerekti (sonradan aslında teknede yedek bir yeniden sarma mekanizması olduÄŸu ortaya çıktı ama seyir boyunca bundan haberdar deÄŸildik). Velhasıl seyrin geri kalanında motoru baÅŸlatmak biraz zor olduysa da baÅŸlattıktan sonra motor genel olarak sorunsuz çalıştı.


Saat 2:00’de abuk bir ismi olan Point No Point’ı geçmiÅŸ Foulweather Bluff’a doÄŸru yol almaktaydık. Rotamız Marrowstone ve Indian Adaları’nın batısında ana karayla aralarına açılmış olan dar kanala doÄŸru. Bu yol daha kısa ve akıntı ve gemi trafiÄŸinden korunaklı. Kanalı bulup geçtiÄŸimizde saat 4:30’u gösteriyordu. Kanalın güney tarafında 4 kuvvetinde olan rüzgar kuzey tarafında oldukça zayıfladı ve en sonunda Port Townsend’ın yarım mil açığına kadar getirdikten sonra bizi tamamen kaldı.


Port Townsend’da marinaya girince ilk bulduÄŸumuz iskeleye baÄŸlandıysak da yanımızdan dingiyle geçen bir ailenin bizimle dalga geçmesi sonucu iskelenin Sahil GüvenliÄŸe ait olduÄŸunu öğrenmemizle iskeleden ayrılmamız bir oldu. Neyse sonra bulduk nereye yanaÅŸacağımızı, tekneyi baÄŸladık ve Port Townsend kasabasına doÄŸru giden tabanvaya bindik. Saat 6:30 olmuÅŸtu.


Port Townsend bir giriÅŸ limanı (Port of Entry) ve buraların en eski ÅŸehirlerinden biri. Åžehir Puget Sound’un aÄŸzında kuzeydoÄŸu doÄŸrultusunda uzanan bir yarımadanın üzerine kurulmuÅŸ. Puget Sound’un tam giriÅŸinde olduÄŸu için önemli bir liman, ufak tekneler San Juan adalarına giderken ya da oradan dönerlerken Juan de Fuca boÄŸazında sık sık görülen sert havalarda buraya sığınıp havanın dinmesini bekliyorlar. Åžehir merkezi buralara gore antik sayılacak (yaklaşık 100 senelik) eski binalarla ve “butik” dükkanlarla dolu. Åžehrin iki marinası var, biz doÄŸudaki büyük olanı tercih ettik ama küçük olan da boÅŸtu ve ÅŸehir merkezine çok daha yakındı, gelecek defa oraya gitmek gerek.


O akÅŸam 10 saatlik seyrin yorgunluÄŸuyla erken yattık. Sabah 7:30’da uyandığımızda gördük ki karşıdaki Marrowstone adası kaybolmuÅŸ. Hava raporu sisin öğleden sonra kalkacağını söylemekte. Biz de madem öyle ÅŸehri bir de gündüz görelim diyerek tekrar ÅŸehre yürüdük. Sürekli sisin kalkıp kalmadığını kontrol ede ede öğlene kadar bekledikten sonra, bir ara sis tamamen açıldı ve biz Port
Townsend’a görüşmek üzere deyip iskeleden ayrıldık.


Marinanın dışına çıkınca yelkenleri hissa ettik ve apazlamadan 4-5 knot esen rüzgarla koyulduk yola tıngır mıngır. Tam Marrowstone adasının kuzey ucundaki Marrowstone Burnu’nu geçerken fakat, sis iki dakika içinde tekrar indi ve görüş mesafesi bir kaç yüz metreye düştü. Biz de ne gps ne de paraketa ne da baÅŸka bir ÅŸey var ki rotamızı ona gore belirleyelim. Yapılacak en mantıklı ÅŸey derinlik ölçerle derinliÄŸi sürekli control edip mümkün mertebe kıyıyı takip etmek. Gemilerin kullandığı kanala çıkmak bu siste çok tehlikeli o yüzden kıyıya yakın kalmak istiyoruz.


Hal böyleyken ben bir yandan önümde harita Erol’a göz kararı pusulada hangi rotayı tutması gerektiÄŸini söylüyorum, bir yandan da çifter çifter ve uzun uzun çaldıkları sis düdüklerini duymakta olduÄŸumuz gemilerden bir tanesi bir yanımızdan belirecek diye kaygılı gözlerle etrafa bakınmaktayım. Eh bizim navigasyonda tabi bölünmüş dikkate ve kaygıya kurban gitti ne olup bittiÄŸini anlamadan kendimizi 200 feet derinliklerinde bulduk: gemi trafiÄŸinin içindeyiz. Ne olur ne olmaz diye içeriden hava kornasını alıp kısa öttürüyorum (aslında yelkenli tekne olarak her iki dakikada bir, bir uzun ve iki kısa öttürülmesi gerekmekte olduÄŸunu akÅŸama evde ColRegs’I okuyunca öğreniyoruz). Hemen akabinde radyodan bize sesleniyor birisi: Bir donanma konvoyu bizim olduÄŸumuz noktaya doÄŸru güneyden gelmekte ve bizim sancak tarafımızdan geçeceÄŸini bildiriyor, bizden de rotamızı daha doÄŸuya çevirmemizi istiyorlar. Eyvallah. Aklımızdan yelkenli tekneyle bir donanma gemisine çarparsak gazetelerde çıkacak haberler geçiyor birden. Siz ÅŸu yeni türetilmiÅŸ fıkrayı bilir misiniz? Hani planör kanatla bir gökdelene saldırı yapan laz uÅŸağını? Herneyse hiç komik deÄŸil zaten.


Bir iki dakika sonra konvoya radyo üzerinden tekrar seslenip nerede olduklarını soruyorum. Radyodaki ses kendilerinin ilk gemi olduÄŸunu ve bizi geçtiklerini söylüyor ama arkadan gelenler de var. Rotamızı tam güneye tutmamızı istiyor, ona da eyvallah. Bu konuÅŸmadan beÅŸ dakika sonra da sisten çıkıyoruz. Karayı görür görmek hemen karaya yaklaşıyoruz. Ortalıkta ne donanma ne baÅŸka bir gemi. Biri biri iÅŸletti mi acaba diye düşünüyoruz ama çok düşük ihtimal çünkü Sahil Güvenlik bütün konuÅŸmaları dinliyor ve radyodaki eleman bir Sahil Güvenlik teknesinin de kendileriyle beraber olduÄŸunu söyledi. Demek ki siste geçip gittiler. DiÄŸer bir olasılıkta yanımızdan bir denizaltının geçmiÅŸ olması. BulunduÄŸumuz yer Hood Canal denen çok derin ve dar bir su yolunun tam çıkışı, Hood Canal’ı denizaltılar talim için kullanmakta.


Bu macerayı da böyle atlatmış olduk. Rüzgar 3 ÅŸiddetinde iÄŸnecikten esmekte, biz de genoayı bir yana ana yelkeni öbür yana aldık gidiyoruz. Böylelikle rüzgar ara sıra hız kesip bizi motoru çalıştırmaya zorladıysa da bizi saat akÅŸam 7:30’da Shilshole’daki marinanın önüne getirdi. Havuzlara girmek için yaklaşık 1 buçuk saat beklediysek de en sonunda geçmeyi baÅŸardık ve de saat 10:30’da Charlotte üniversitenin iskelesindeki diÄŸer teknelere baÄŸlanmış ve güzellik uykusuna yatmıştı.


Yazımızı sene sonu seyri için planları yapmaya başlayalım diyerekten bitirmeyi kendime görev sayarım.


Kalın sağlıcakla

caÄŸlar

09 Eylül 2008 Salı

Alvin ile okyanusun derinliklerine yolculuk - 2






08 Eylül 2008 Pazartesi

Alvin ile okyanusun derinliklerine yolculuk

(Kismetse ODTULU dergisinde yayinlanacak olan yazimi biraz degistirerek buraya da koyayim dedim... )

1977’de sualtı araÅŸtırma aracı Alvin ile Pasifik okyanusunun batısındaki Galapagos sırtında deniz tabanını araÅŸtıran bilimadamları, ilk kez denizin kilometrelerce derinliklerinde sıcak su çıkışlarına ve bunların etrafında yaÅŸayan canlılara tanık oldular. İlerleyen yıllarda okyanus sırtlarında bunu izleyen ilgili keÅŸifler, okyanusların kimyasal bütçesi ile ilgili varolan paradigmayı deÄŸiÅŸtirdiÄŸi gibi; okyanus tabanı oluÅŸumu, ekstrem koÅŸullarda yaÅŸayan egzotik canlılar ve hatta hayatın baÅŸlangıcı ile ilgili yeni teorilerin ortaya çıkmasına katkıda bulundu. Benim de ABD’de hala devam eden doktoram sırasında bu araÅŸtırmalara katılma ÅŸansım oldu. 



Yerkürenin kabuÄŸunu oluÅŸturan levhaların birbirinden ayrıldığı ya da çarpıştığı bölgelerdeki yoÄŸun volkanik aktivite sonucu sıcak (100-400 °C) ve kimyasal kompozisyonu cok farklı (oksijen içermeyen, indirgenmiÅŸ) su çıkışının olduÄŸu bu bölgeler henüz yeni keÅŸfediliyor ve her geçen gün bu proseslerin okyanus biyojeokimyası için ne kadar önemli olduÄŸu ortaya çıkıyor.  Ayrıca, mutlak karanlığın ve yüksek basıncın hakim oldugu bu bölgeler, çok zengin bir biyolojik çeÅŸitlilik gösteriyor. Benim de bu bölgelerden birine, DoÄŸu Pasifik Sırtı diye geçen bölgeye düzenlenen araÅŸtırma seferlerine 2007 Ocak ve 2008 Haziran’da katılma ÅŸansım oldu. Bu seferlerin içeriÄŸi Alvin araÅŸtırma denizaltısıyla okyanus tabanına dalıp orada gözlemler yapmak, örnekler toplamak, resim ve hareketli görüntü kaydetmek olarak özetlenebilir. Åžu ana kadar iki kere katılma ÅŸansı bulduÄŸum bu Alvin dalışlarından, özellikle 2511 metre derinliÄŸe indiÄŸim ilk dalışımdan  biraz daha detaylı bahsetmek istiyorum.

10 Ocak - 5 Åžubat 2007 arası, "Alvin" sualtı araÅŸtırma aracı ve onunla beraber 20 senedir dünya denizlerini arşınlayan R/V Atlantis gemisi, DoÄŸu Pasifik'in tropik sularinda (9 50 kuzey, 104 batı) çalışmalar yaptı. Bu seferde yaklaşık 20 Alvin dalışı gerçekleÅŸti. Bir dalış günü şöyle ilerliyor: Alvin’in ekibi güneÅŸin doÄŸuÅŸu ile beraber hazırlıkları tamamlıyor ve bir pilot ve iki araÅŸtırmacıdan oluÅŸan ekip sualtı aracının içine yerleÅŸiyor. Bir Alvin dalışı yaklaşık 8 saat sürüyor ve bunun bir – bir buçuk saati  bizim Ã